YALANSIZ OLMUYOR--4
Her insan gerektiğinde yalana sarılıp,yalanı bilerek söylermiş.Bunu ben de kabul edip söylediğimi tasdik ederim.Zira insan ömrü ne kadar kısa dersekte görsekte,her günün incelersek,bu her günün yaşamında türlü çeşit olaylar hadiseler vardır.Ama biz bir ömürü sadece ay yıl olarak bakar geçeriz.Hiç bir zaman her saatine gününe pek önem vermeyiz.Zira bunları hesablamaya düşünmeğe dünya telaşından fırsat bulup hesaplayamayız ki.
----Sadece, boş ver şu kadar yaşadım,”ne kadar da yaşarım” merağı ilgimizi çeker gider.
Gel velakin bu yaşam boyu zaman zaman bazı yalanları bilerek işler veya söyleriz.Zira yalanında yararlı olacağını inandığımz gibi , yalanında geçerliliğini görürüz.Her insan bazı yaşam deneyiminden daha değerli halleri yaşamış olabilir.Fakat burada yalanın değerini bir nesne anlata bilmek için basitlerinden seçim yapmayı uygun görüyorum.
İnsan oğlu dediğimiz gibi her günü çeşitleme gider.Bazen öyle bazen böyle.Gün olur daralır,gün olur ferah yaşar.Ama dar günün savmanın ondan bir nebze kurtulma ümidine yalanı da eş eder kendisine.
Zira başka çareyi bulamamıştır günlüğünde.İşte böyle zamanında da sarılır yalana. Ne yaptı ne ettiyse bir türlü okuna menzili bulduramaz.Her gün yeni aşamalı çeşitlemeli şekillere girdiyse de bir türlü olmadı olmadı istedikleri.Ama olmasını da çok arzuluyordu.Zira üç günlük de bir yaşamda olsa biraz düzlüğe çıkma hakkıda vardı onun.
Bu sarpaşık işleri halleri yüzünden bir çok eşi dostu da bir nevi kendisini terk etmişler veya yüz çevirip yüz vermiyorlardı kendisine.ama yaşaması gerek yaşadıkçada biraz tüylenmesi gerektiğini de iyi biliyordu.
Bu yüzden başladı için için planlar yapıp hayaller kurmaya.Hangi dala sarıldıysa,hangi yana meyil ettiyse hep boşa geliyordu elleri.En nihayet yalanlı yeminli bir yana yıkılmaya karar kıldı.Zira ne kadar sağlığı sıhhati yerinde olsa da,maddi yönden acizdi.bunu savmanın çaresini son olarakta yalanlı yeminli yapıp deneyip başarılı olacağına inanıyor gibiydi.Zira tutunacak dalı malı kalmamıştı.
Burası dünya hali muhakkak vardır bir çaresi.Ne edip edecek muhakkak bir dala konup yalanda olsa bir yuva temeli atacak.
Onu bende tanımıyordum.Sadece evime geldiğinde var olduğuna dikkat kesilmiştim.O Irza,benim dıştan kapı komşu amcamlardanmış.Ama buna binbir şahit lazım desem hani yalandan söz ederken yalan söylememiş olurum.
Eve elimde bazı ihtiyaç öteberisi ile gelmiştim.Getirdiklerimi mutfağa bırakmak için mutfağa girdiğimde,arkamda hanımımmın geldiğini fark ettim.Merhabalaştıktan sonra,hanımım usulca,
--Salonda bir misafirin var seni bekliyor. Afallar gibi hanımıma bakıp,
--Kimmiş, neciymiş? Sorularını sormadan edemedim.Hanımım da,
--Valla zaten ben sizin köyünüzü de köylülerinizi de tanımıyorum.Yalnız amcanın oğluymuş adı da Irza imiş.Seni salonda bekliyor.
--Dur bakalım neymiş, kimmiş,kimin nesiymiş görürüz şimdi deyip salona yürüdüm.
Salona girer girmez bizim misafir saygıdan olacak oturduğu çek yattan yavaşca ayağa kalktı.Bende doğruca yanına varıp,hoş geldin deyip elimi uzaltıp tokalaştık,”hatta elimi öpmeye bile yeltenmişti”.
Ayrıca,
--Gene hoş geldin,buyrun oturun rahatınıza bakın.Deyip üst tarafına ben de oturmak için yürüdüm,
Hem onun durumunu halini tetkik edip hemde yerime geçip oturdum.Ben oturduktan sonra kendisi de oturdu.Şöyle yorgunluğumu beyan edercesine derin bir of çekip,
--Nasılsınız,iyisinizdir inşallah, Yere bakmakta olan misafir bana bakarak,
--Teşekkür ederim,oldukca iyiyim,bir kederliğimiz yok şimdilik Dünya işiyle uğraşıp duruyoruz işte,sizler nasılsınız?.
-- Şükrolsun yaratana bizler de iyiyiyiz,dediğin gibi bizlerde Dünya işiyle yoğrulup duruyoruz işte.
--Sizi yurt dışında olduğunuzu duymuştum,hala yurt dışındamısınız?,
--Evet,yurt dışındayım,uğraşıp duruyoruz.
--Ne yapacaksınız bu dünya uğraş dünyasıymış,sanıyorum Mevlamız da uğraşsınlar diye yaratmış.
--Bizlerde uğraşalım bari.Ne işlerle meşgulsünüz bakalım?.Biraz kendine güvenir bir tavırla,
--Rahmetli babamdan kalan işimizle devam etmeğe çalışıyorum ama,
--Hayır ola, sonu çıkmaza vardı galiba,
--Evet öyle,siz babamı tanırsınız galiba,ben biraz dıştanda olsa Nazif amcanızın oğlu Irza’yım.
--Hangi Nazif amcammış bilemedim.
--Hani Kül yutmazların Nazif vardı ya,işte ben onun oğluyum.
--Ha,şimdi hatırladım,ama inanın bende pek bilemiyorum,sanıyorum benim küçüklüğümde ilçeye taşınmıştı babanız.
--Evet,evet.Babam köy işlerinden usanç duyup ilçeye göç ettiğini defalarca söylerdi,fakat şehire geldiğinde de pek becerikli olamadığını anlatırdı.Borç dert bir kamyon almıştı,birazı peşin birazı taksitle, kamyonun derdini bana bırakıp gitti.
--Hayır ola kamyon iş yapmıyor mu yoksa?,
--Yapıyor,yapıyor ama,gelirini ayarlayıp bir türlü ucuna başına denk getiremedim.Bu işinde acemisiyim, uğraşıyorum.
--Canım sende bildiğin bir işe giriş,
--Emmi kolay değil,burası Türkiye üstelik biraz hesabını bilen bir ilçede ki halkla yaşıyoruz.Kimse kimsenin yüzüne bile bakmıyor.İnan bu yüzden buraya kadar geldim,
--Hayır ola,neye hizmet?,
--Emmi,bu kamyonun son taksidi var.ayın beşinde ödenmesi gerekiyor.İnanın yol parasını elden buldum da geldim,bütün ümitlerim sen de.Bana en geç ekim ayına kadar bu taksidin yardımını yapıvereceksiniz.zira ekim ayında köyümüzün dağlarında ve civarın ormanda ki kesimin,orman işletme depolarına taşıma ihalesini aldım bu da bana yetip artıyor.Fakat şu anda çok madur durumum var, bana biraz yardım ediniz.İnşallah size karşı mahcup olmam.
--İyi yardım edeyim ama ben sizi tanımıyorum ki.Bu laf üzerine Irza cebiden nüfus kağıdını çıkarıp,
--Emmi buyrun ben kül yutmazların Nazifin oğlu Irza Damla’yım,deyip nüfus cüzdanını gösterip.Devam ederek,
-- Valla çok mağdurum,sizi bir büyük, ayrıca da yardım sever diye geldim.Sanıyorum rahmetli babamın olsun dedelerimizn olsun biraz olsun hatırı vardır.Fazla bir zaman da değil en geç ekim ayı sonu kadar olacak, İnşallah her şey yolunda gider de sizlere karşı da mahcup olmam.
Genç Irza efendi kitaptan okurcasına konuştu da konuştu.Ne yan koydu ne düz koydu.Hepsini kattı karıştırdı.Baktım gözleri bile yeşermeğe başladı,hanımımla göz göze geldim bir ara,hanımımın gözleri
--İstediğini veriver gitsin der gibi bir hali vardı.Irza’nın konuşmaları dersen haddini aşmıştı istediği miktarın. Netice olarak,
-- Anladım yeğenim,sana yardım edeyim.Yalnız ben sana parayı döviz verir döviz olarakta isterim.Ne dersin?.
--Valla emmi gerçeğe bakarsan,Allah derim.Tamam döviz ver döviz al, hiç bir itirazım yok.
Aman bu genç adam da ne dil ne laf ne söz varmışta haberimiz yokmuş.Velhasıl kelâm ırza beye çıkarıp döviz olarak istediği miktarı verdim.Üstelikte karnını da doyurduk,afiyet şeker olsun dilekleri ile uğurladık.
Boncuk bulmuş çocuk gibi değilde beleş(!) Para bulmuş adam gibi geriye bakmadan çekti gitti büyük şehirin daracık sokaklarına doğru...
Bir yönden birşeylerin yapıldığına hem seviniyor hemde inanıyordum.birinciye,bir müslümana yardım etmek en güzel görev.İkinciye insanlık namına iyi bir yardımlaşmak.Düştüğü zorluğuna bir dirhem katkıda bulundumsa bana ne mutluydu.
Gel zaman git zaman bir iki gün sonra büyük şehirden köyüme ziyaret için uğramıştım.Günlerden mübarek Cuma günü.Elbette yıllarca uzak kaldığım çevremle beraber olmak bir başka duyu.Hele hele köyünde bir Cuma Namazı kılmak daha bir başka mutluluk.biraz sohbet etmek görüşmek bilişmek amacıyla Cuma Namazına erkence gittim.Gerçekten çok iyi ettiğime de şahit oldum.Zira kırk yıllık yurt dışı işçisiyim,bu zaman içinde nice köylülerimi görmemiştim.Bu Cuma Namazı bir vesile oluverdi. Bir çoklaryla görüşme fırsatı bulmam, bana büyük bir sevinç kaynağı olmuştu.Cuma Namazını eda ettikten sonra,mahalle komşularımla camiden çıkıp evimize doğru yollandık.Sağdan soldan konuşurken benim aklıma nereden geldiyse bir an,
Ya biliyormusunuz şu bizim kül yutmazların Nazif’in oğlu var ya,nerelerde çoktandır hiç görmemiştim. Gene bizim dıştan amcalardan olan,Kusursuz Memiş emmi,
-- Ne o yeğenim çok mu merak ettin yoksa,
--Yoo meraktan değilde,hani aklıma geldi de soruverdim de.
--Amaaan,sülalenin yüz karası çıktı,soracak birini bulamadın mı?
--Ne bileyim ben yıllarca görmedim de,şimdi de aklıma geldi de soruverdim işte. Eee neden böyle konuştun emmi?
--Yeğenim,insan olur olur da bu kadar olmaz.Önüne kim gelirse çarpıp dolandırıp geçip gidiyor. Adamda yüz yok ki kızarsın.Utanma yok ki arlansın yok,Kusrak yok ki insanlıktan bir pay kapsın.Şunuda haber vermş olayım ki, evine gelirse önüne çıkarsa sakın aldanıpta bir şeyler kaptırma,söylemedi deme havanı alırsın.
--İnşallah olmaz
FİLANSIZ gün oluyor,YALANSIZ gün olmuyor.
Devam edecek.