SAMAT

KÖYÜ

GEREDE

 BOLU

Dünyaya

Açılan

İlk ve Tek

Pencereniz

Anasayfa    Foto Galeri   Ziyaretci Defteri  Sohbet  Haber Arşivi  İletişim  

Giriş Sayfan Yap

Ana Menü

 Ana Sayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Coğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 


 

HATIRALAR        Ahmet TINMAZ / Fransa

 

      BÖYLE  DOSTLUK 

 

               Altı aydır bu yad eldeyim.Bu köy benim yabancım.Yaşım daha küçük.Düştüğüm girdapta kendimi arıyorum.Bu arayış umutsuzca bir arayış.Ama yarını yaşamam gerek.  Çırpınmam gerek,çıkarım umuduyla,ama ben hala batıyorum.Zaten bir karış boyum var o da kaldı batağın içinde.Kısacası cahil aklımla  istesem de istemesem de  bu ömrü yaşamalıyım bunun için de bu yad elindeyim.

             Kaderim  kahyalık . (çobanlık) Dediğim gibi altı aydır bu eldeyim.Bu arada bir çok arkadaşım dosttum oldu bu köyde.Kimisi kendi  davarlarını yayıyor,kimisi de ben gibi el evinde kahya.Bunların içinde en yakın arkadaş olarak dost olarak Ali isimli bir çocuktu.Lakabı da Karagöz’dü. Evlerimiz yan yana sayılırdı.Yalnız o kendi davarlarını yayardı her zaman.

   Yalnız o çevrede köyler  mahalleler o kadar bir biri ne  yakın ki muhakkak her gün birkaç köyün veya mahallenin arazisini mallarımız   otlakiye olarak kullanıyordu.

  Günlerden bir gün bizim Karagöz arkadaşla beraberiz.Sanıyorum  saat  sabahın  on suları idi. Hayvanları yaydık,baktık ki   yakın köylü  Veysel diye bir arkadaş çift sürecem diye uğraşıyordu.

    Duramadık yanına vardık  arkadaşımla beraber.Veyselin yanında da yakınlarından birinin  on yaşların da erkek  çocuğu  varmış.

  Veysel  öküzlerle çift sürüyordu.Bizde onunla tarlada her çize de gidip geliyorduk.Epey bir muaf ir gittik geldik.Bir ara bizim arkadaş Karagöz,veyselin arkadaşına,

----Ya hu İzzet  geçen gün bizim inekler sizin tarafa gitmişler,akşam dönüşünde ineğin boynunda ki tıngırağı almışlar,acaba haberin var mı, kim aldı ?.

  Bizim arkadaş çocuğu bu soruyu sordu sormadı, İzzetin anası da  beklenmedik bir anda arkamızdan çıka  geldi.İzzet anasını görünce başladı ağlamaya.

   Bu kez İzzetin ağladığını gören Veysel  de başladı Karagöze vurmaya.Bir anda ortalık karışmıştı.Ben ortada şaşkındım.Üç kişi Karagöze saldırıyorlardı.Karagözde kendini korumaya çalışıyordu.  Bir an şaşkınlığım geçmişti ki, en azından onları ayırmaya  niyetlendim.Yenge ile İzzeti durdurdum ama,Veysel durmak bilmiyordu.Devamlı arkadaşıma vurmaya çalışıyordu.Üstelikte Veysel yaşça   büyük  vücutça da iri idi.

  Ben ne kadar Karagözü koruduysam,ne kadar ayırmaya  uğraştımsa Veysel hala yükleniyordu. Ve en sonunda   Veysel  bana da vurmaz mı.

  İşte o zaman benim de  dövüşe karışmam  hak oldu. Karagözle beraber,Veyseli biraz hırpaladık.Ve onları orada bırakıp oradan davarlarımızı da toplayıp gittik başka bir yöne.

  Yalnız Veysel çift sürmeyi bırakmış,köyüne doğru gitmişti.Bizde onu kel tepeden gözetlemiştik.Davarlarımızı kendi köyümüzün merası olan çayıra saldık.Kel tepenin kenarına da bir ateş yaktık.Yalnız gözümüz  aklımız Veysel de idi. Devamlı da onun köyünü, ve köy yolunu   gözetliyorduk.Bir ara  baktık Veysel iki arkadaşıyla  bize doğru  geliyordu.

  Hiç unutmam ilk defa orada Karagözden duymuştum,bana şöyle dedi,

----Gelmiş beladan korkma,gelecek beladan kork. Bunlar giyindiler kuşandılar bize geliyorlar.Onun için bizde tedbirimizi almamız lazım.

   Bize iyice yaklaşırken, biz beraberce ormanın içine gizlendik.Onlar önce ateşin yanına geldiler,bizi bulamayınca  bizim davarları toplamaya başladılar.

  Mecburen girip  saklandığımız  ormandan  çıkıp karşılarına  dikildik.Fakat ayrı, ayrı idik Karagözle.Gelen gençler doğruca  Karagözün yanına gittiler.Ben de tedbir olarak karabaş isimli köpeğimi yanıma çağırdım,yaktığımız ateşin yanına gittim. Onlar benden uzakta  bir süre beraberce konuştular  karagözle.  Biraz sonrada onu başka tarafa yollayıp  yanıma geldiler.Niyetleri belliydi beni döveceklerdi, Veysel,

-----Çoban efendi sana ne oldu da bizim işimize burnunu soktun.sana ne  bizim kavgamızdan dövüşümüzden. Daha lafını bitirmeden bana çaktı şamarı. Zaten bir nevi  ben tetikteydim, olacağını tahmin ediyordum. Şamarı  yiyince,kendimi kenara atarken,belimden de bıçağımı çektim,elimde ki sopaya tükürdüm,aynı anda da,karabaşa,-- tut -ısır   karabaş,diye de  emir verdim.Köpek bana saldırana  hücum etti.

Bende kendimi aralarından kenara attım.

   Üç kişiye tek kişiydim ama karabaşım üçüne bedeldi. Onları yanaştırmıyordu  bana.  İşte tam bu sırada başka bir olay gelişti,Benim ağanın  hanımı  odun kesmek  için tesadüf o da oraya geliyormuş.Olayı görünce,başladı bağırmaya.Bu bağrışı duyan üç kafadar dövüşü  bırakıp köylerine doğru  çekip gittiler.Belki de ben  iyi  bir dayak yemeden,dahası bir beladan  kurtulmuştum.

  Yengem geldi durumu sordu. Ben durumu kısaca anlattım  yengem,

----Bazı yerler de akıllı olmak gerekiyor yoksa ki bak senin Karagöz davarlarını ayırdı   gidiyor.Gerçektende arkadaşım koyunlarını ayırıp gitti."Dahası olacak"

 

 

GERİ