|
BİR ASKERİN NOT DEFTERİNDEN
1974 Kıbrıs Harekat'ı sırasında o, çiçeği
burnunda acemilik dönemini yeni atlatmış bir askerdi. Harekata katılmayı çok
istiyordu. Savaşı bizzat yaşayacaktı. Çok heyecanlıydı ama, imanı sayesinde
hiçbir şeyden korkmuyordu. Top ve mermi seslerine zamanla alıştı. O gün de
savaş, sabahtan akşama kadar devam etmişti. Silah sesleri gece de
kesilmediğinden asker cepheden ayrılamamıştı. Rüştü Bey, sabahtan akşama,
akşamdan sabaha kadar gözünü hiç yummamıştı. Devamlı savaş, devamlı heyecan,
onu uyanık tutuyordu. Gün öğleye doğru yaklaşırken basan sıcakla, başındaki
çelik miğfer âdeta bir ateş halini almıştı. Bu zorluklardan sonra gün ikindiye
kavuşurken yayılan hafif serinlikle birlikte üzerine tatlı bir rehavet
çökmüştü. Yorgunluk ve uyku, her an onu kıskaca almak için bekliyordu.
Tahammülü kalmamıştı; başını tutamıyor, uykusuna mâni olamıyordu. Uyku
gözünden akıyordu. Göz kapakları, ağırlaştıkça ağırlaşmıştı. Nerede
bulunduğunun farkında değildi. Saat sarkacının gel gitleri uykuya dalıyor,
irkilerek tekrar kendine geliyordu. Birbiri ardına patlayan bombalar, devamlı
gürleyen, gürledikçe onun kulağında köpüren toplar, uykunun tesiriyle onun
kulağında tatlı birer ninniye dönüşüyordu. Belki bir anlık gafleti onu
canından edebilirdi. Gerçi onun canından yana bir korkusu yoktu. Fakat, yiğit
bir asker olduğu için ölümün kendisini uykuda yakalamasından korkuyordu.
Uykuyla giriştiği bu mücadelenin sonunda bütün sinirleri bir zemberek gibi
boşanmış, kanı damarlarında donmuştu sanki. Kalp atışları yavaşlamış, uykunun
o kahir eli bütün benliğini kaplamıştı.
"Uyku ne tatlı şey" dedi, uykuyla uyanıklık arası." Ağzına sanki bir parmak
bal sürmüşlerdi. Sanki o sürülen balı yalıyormuş gibi ağzını açıp kapattı.
İçinde ılık bir tebessüm gibi gezinen uykunun, o tülden salıncak gibi
kollarına kendini bırakıverdi.. Tam o anda annesinin sesine benzeyen bir ses
duydu:
- Rüştü!
-Allah'ım, bu da kim?
Bütün benliği, bu sesin heyecanıyla uyandı. Bomba ve silah seslerini bile
umursamayan Rüştü, bu sesin ürperticiliğiyie kendine geldi. Aynı ses tekrar,
- Rüştü! dedi.
Çocukluk günlerine uçuverdi birden, hani o askercilik oynadığı günlerde,
yorulup uzandığı zamanlarda da annesi onu böyle uyandırırdı. Hiç itiraz
edemeyeceği aynı ses, üçüncü defa bu şekilde,
- Rüştü!.. diye seslendi. Rüştü, akşamlan kapanan o ağır ve
kilitli kepenkler gibi göz kapaklarını araladı. Aman
Allah'ım! Bu baştan ayağa kadar kar gibi bembeyaz örtüler içinde duran bu anne
de kimdi? Rüya görüp görmediğini anlamak için parmağını dişledi, gözlerini
oğuşturdu, yüzünü tokatladı. Rüya gibi değildi.
- Rüştü, hadi evlâdım, burada yatma, şu
tepenin ardına uzan.
Rüştü,
abide ve nurdan bir heykel gibi karşısında duran bu anneye inkıyad edecekti.
Uykunun tesiriyle durmaya yüz tutan kalbi, şimdi müthiş bir şekilde atıyordu.
Sanki yerinden fırlayacak da meydanda bir bomba olup patlayacak ve bütün
düşmanları yakacaktı. Heyecandan gözleri faltaşı gibi açıldı. Uyku denen
nesnenin zerresi kalmamıştı. Kendini toparladı, doğruldu.
- Peki anacığım, kalkıyorum. Bana isminizi
bağışlar mısınız?
- Ümmü Haram.!
Ümmü Haram? Bir gün Peygamber Efendimiz (sav), halazadesi olan bu mübarek
kadının evinde istirahat buyurmuşlar ve yüzünde tebessüm çiçekleri açarak
uyanmışlardı. Ümmü Haram, "Niye tebessüm buyurdunuz ya Rasulallah?"
diye sorduklarında, "Ümmetimden bir topluluğun, kralların tahtlarına
kuruldukları gibi, gemilere kurulmuş, denizaşırı sefere çıktığını gördüm"
buyurmuşlardı. Ümmü Haram: "Dua edin, ben de onlardan olayım"
dediklerinde: "Sen de onlardansın" müjdesini vermişlerdi.
Ümmü Haram, daha sonra kocası Übade bin Samit'le birlikte Kıbrıs seferine
çıkmış ve orada şehit olmuştu. Magosa'daki türbesi o gün bugündür müminlerin
ziyaretgâhıdır.
- Peki halacığım, hemen kalkıyorum.
Rüştü, kendini diğer sırta güçlükle
attığında bombaların kulakları sağır eden gürültüsünü hâlâ duyuyordu. Şimdi
dünyanın en yumuşak yatağından daha rahat bir yere uzanmıştı. Ölümün küçük
kardeşi olan deliksiz bir uykunun sabahında yamacın diğer yüzüne baktığında, o
yüzün bombalarla tırmalanıp delik deşik olduğunu hayretle gördü.
Sızıntı
Geri
|