Yıl bin dokuz yüz altmış dört olsa
gerek.Yaşım küçük.Durumum hiçte iç açıcı değil.Orta okulu terk
etmişim.Başı boşluğa maharet gibi kapı açmışım.
Belki bu bir hayatın gelişimi ve yahut acemice
girdiğim bu hayat yolunun bir cilvesi bir kaderiydi.Ve bu yol beni
bilmediğim tanımadığım başka bir memlekete götürdü.
Yeni işim bu yad elde çobanlıktı. Zaman
bunu önüme getirdi,maharet değil de mecburen yapıyordum.Belki de
cahilliğin bir sömürgesi,belki
macera saydığım,imkansızlığın bir şaşası idi. Ama bu bir
yaşamdı, elbette inişi çıkışı,sağı solu,acısı tatlısı olacaktı. Bunların
baş artisti kaderinin önün de bir kuru yaprak gibi
savrulup gidendi.O giden de elbette Cemali'nin Ahmet'ti.
Belki yazacağım bahaneler beni haklı gösterebilir ama hiçbir şey
değiştirmez. O zaman bahaneye değil de gerçeğe yönelmek en
doğru yazılacak durum olsa gerek.
Orta okuldan başarısız
dendi, ama hiç kimse fakirliğe yoksulluğa değinmedi.
Okumadığımın,
okulu bıraktığımın sebebi hiç sorulmadı. Bir nevi keyif
dendi.beceriksiz sayfasına yazıldım. Hani yorum hürdür
de,ne denli doğru yanlış aranmaması insanı bir
çıkmaza sokmaktadır.
İşte on dört yaşlarında ki bir gencin erken başlayan hayat savaşı,ve bu
savaşın ,bu gün mazi olmuş
bazı gerçekleri.
Naçardım,yoksundum,zoraki doyar hale gelmiştim.Bir nevi sel suyu misali
idim.Önümü alan,bendimi tutan olmuyordu.Gerçeğe inersek iyice de haylazın
tekiydim.
Beni bu hayattan
bir babalık üslubuyla bir yola getiren o zatın bu gün soyadını
dahi bilmiyorum.Aklım da kalan sadece namı Koca, ismi
Durmuş denişiydi.Memleketi Karabük'ün bir köyü idi.
Her şeyi ile bana yabancı olan bu el diyarında,bir yıllık bir anlaşma
yapmıştık bu elin adamıyla.Benim her şeyden evvel sıcak bir
sığınağa ihtiyacım vardı tam bu zamanda.Peki köyüm de,evim,evimde
sığınacak durum yokmu idi.Vardı.Ama ben buna razı olmuştum.
Yıllığım dört yüz elli Türk lirası,ve bazı yan yardımlar filan
olacaktı.Zamanla oldu da.Bana otuz koyun davarı teslim edildi.Ben onların
çobanıydım.Bakımım iyi has ve güzeldi.Nede olsa alt yanı
kahya!deniliyordum.Fazlasını beklemek acayiplik olurdu,bunu da kabul etmek
gerekti.
Bir zaman el diyarın da yalnız ve yabancı iken,bir zaman sonra sanki o
köyün bir kişisi gibi olmuştum.Yaptığım belki horlanılacak,
hor görülecek bir haldi.Ama severek isteyerek
yapıyordum.Ve bu bir yıllık işim de başarıyla bitirip yıllığımı bir
banka hesabıma primiyle yatırılmıştı.
Ama,
memleketimi evimi köyümü, anamı babamı
kardeşimi, kardeşlerimi hepsini, ama hepsini, hatta avlusunda
ki tavuğunu kazını dahi özlemiştim.Gençlik çağımda
hasret özleme gark olmuştum.
GERİ