SAMAT

KÖYÜ

GEREDE

 BOLU

Dünyaya

Açılan

İlk ve Tek

Pencereniz

Anasayfa    Foto Galeri   Ziyaretci Defteri  Sohbet  Haber Arşivi  İletişim  

Giriş Sayfan Yap

Ana Menü

 Ana Sayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Coğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 


 

 

HATIRALAR        Ahmet TINMAZ / Fransa

     

 EL   DİYARI  

 
                  Yıl bin dokuz yüz altmış dört olsa gerek.Yaşım küçük.Durumum hiçte iç açıcı değil.Orta okulu terk etmişim.Başı boşluğa  maharet gibi  kapı açmışım. Belki bu bir hayatın gelişimi ve yahut  acemice  girdiğim bu hayat yolunun bir cilvesi bir kaderiydi.Ve bu yol beni bilmediğim tanımadığım başka bir memlekete götürdü.
                 Yeni   işim   bu yad elde çobanlıktı.  Zaman bunu önüme getirdi,maharet değil de mecburen yapıyordum.Belki de cahilliğin  bir sömürgesi,belki  macera saydığım,imkansızlığın bir şaşası  idi. Ama bu bir  yaşamdı, elbette inişi çıkışı,sağı solu,acısı tatlısı olacaktı.  Bunların baş artisti   kaderinin önün de bir kuru yaprak gibi savrulup gidendi.O giden de elbette Cemali'nin Ahmet'ti.
                 Belki yazacağım bahaneler beni haklı gösterebilir ama hiçbir şey değiştirmez. O zaman bahaneye değil de gerçeğe yönelmek en  doğru yazılacak  durum olsa gerek.
                Orta okuldan başarısız  dendi, ama hiç kimse fakirliğe yoksulluğa  değinmedi. Okumadığımın,   okulu bıraktığımın sebebi hiç sorulmadı. Bir nevi keyif dendi.beceriksiz  sayfasına yazıldım. Hani  yorum hürdür de,ne denli doğru yanlış  aranmaması  insanı bir çıkmaza sokmaktadır.
                İşte on dört yaşlarında ki bir gencin erken başlayan hayat savaşı,ve bu savaşın ,bu gün mazi olmuş  bazı   gerçekleri.
              Naçardım,yoksundum,zoraki doyar hale gelmiştim.Bir nevi sel suyu misali idim.Önümü alan,bendimi tutan olmuyordu.Gerçeğe inersek iyice de  haylazın tekiydim.
               Beni bu hayattan  bir babalık üslubuyla bir  yola getiren o zatın bu gün soyadını dahi bilmiyorum.Aklım da kalan sadece  namı Koca, ismi  Durmuş  denişiydi.Memleketi Karabük'ün bir köyü idi.
              Her şeyi ile bana yabancı olan bu el diyarında,bir yıllık bir anlaşma  yapmıştık bu elin   adamıyla.Benim her şeyden evvel sıcak bir sığınağa ihtiyacım vardı tam bu zamanda.Peki köyüm de,evim,evimde   sığınacak durum yokmu idi.Vardı.Ama ben buna razı olmuştum.
             Yıllığım dört yüz elli Türk lirası,ve bazı yan yardımlar filan olacaktı.Zamanla oldu da.Bana otuz koyun davarı teslim edildi.Ben onların çobanıydım.Bakımım iyi has ve güzeldi.Nede olsa alt yanı kahya!deniliyordum.Fazlasını beklemek acayiplik olurdu,bunu da kabul etmek gerekti.
             Bir zaman el diyarın da yalnız ve yabancı iken,bir zaman sonra sanki o köyün bir kişisi gibi olmuştum.Yaptığım belki horlanılacak,  hor görülecek  bir haldi.Ama severek  isteyerek yapıyordum.Ve bu bir yıllık işim de başarıyla bitirip  yıllığımı bir banka hesabıma primiyle yatırılmıştı.
             Ama,  memleketimi  evimi   köyümü, anamı babamı kardeşimi, kardeşlerimi hepsini, ama   hepsini, hatta avlusunda ki tavuğunu kazını dahi özlemiştim.Gençlik  çağımda hasret özleme  gark olmuştum.
 

 

GERİ