SAMAT

KÖYÜ

GEREDE

 BOLU

Dünyaya

Açılan

İlk ve Tek

Pencereniz

Anasayfa    Foto Galeri   Ziyaretci Defteri  Sohbet  Haber Arşivi  İletişim  

Giriş Sayfan Yap

Ana Menü

 Ana Sayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Coğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 


 

HATIRALAR        Ahmet TINMAZ / Fransa

 

HAYDİN   MAÇA 

  Kadının fendi erkeği yendi. Sanıyorum bu bir Türk’çe de bir deyim.Ama değineceğim   böyle değil. Cahilin fendi  imamı yendi. Nasıl olur demeyin,hani bir başka bir deyimimiz daha vardır, denilir ki, Baskın basanındır.

    Gerçi benim benzetmelerim de ben gibi ama yazdım işte. Burada önemli deyimler değil de benim hatıratım.

      Yıl seksenli yılların biriydi ama tam bilemiyorum.Yurt dışından aylık izini için vatanımdayım. Amaç gaye iyi bir izin yapmak,biraz stres atmak  yorgunluğu çıkarmak,biraz enerji ve moral depolamak. Eh bu niyetse amaç gaye elbette bazı   anıları hatıraları yaşamak nasip oluyor.

  Valla pek önemli olmasa da burada bu hatırayı işlemeye çalışacağım. Günlerden o gün Çarşamba. Bizim biraderin oğlu H. Hüseyin yiyenle,Pazar günü oynanacak olan birinci lig futbol  maçı  için sözleştik.Bir kaza kederlik olmazsa o günkü maça gideceğiz. O pazar günü geldi çattı. Benim yiyen de geldi ailecek. Öğleden sonra ki maça gideceğiz.

      Fakat saat on bire doğru bir başka misafir teşrif etmezler mi bizim haneye. Gerçi gelen misafirler yabancı değildi ama bizim aramızda ki konuşmaya uygun olmadığından  biraz çekinmiştik.

    Gelen misafirler  büyük baldızım ve ailesi idi. Baldızım  rahmetli   bacanağım, ve çocukları idi.

   Geldiler hoş geldiler sefa geldiler de, burada ki bizi gocunduran taraf bacanağımın,iyi değerli  bir cami imamı oluşuydu.Gideceğimiz bir futbol maçı olması,hem bizi maçtan alıkoyma hem de oturup derin, derin vaazlara nasihatlere

Başlaması da işin bir başka yönü   idi. Yiyenimle  belki  maça kadar giderler her halde deyip, pek fazla bir hal belli etmemeye çalıştık.

  Bolca sohbet ediyorduk. Sanıyorum saat on beş sularıydı ama benim bacanak hala konuşuyordu.Hiçte gitmeye  niyetli  bir hali yoktu.Maç  saat on altı da   başlıyordu.

   Vakit daralıyordu. Bizim misafirden hiçbir hareket yoktu. Biz yiyenle fıs kos konuşurken bir ara dikkatini çekmiş olacak ki,

----Hayır ola bacanak  bilmediğim  bir şey mi var?.  Ben mahzun ve suçlu gibi,

----Yok, yok öyle kayda değer bir şey yok, yok.  Dedim ama  halimde vardı  ki,

----Yok, yok bakıyorum da gizli, gizli bir hal var gibime geliyor, Bu kez bu  sözünden güç alarak,

----Valla bacanak,biz yiyenle hafta arası bu  günkü maça  gitmeye   niyetlenmiştik, fakat siz geldiniz, şimdi sizi burada   yalnız  bırakıp gitmek münasip düşmez,

   Bacanak gerçekten gün görmüşün biriydi.bizim bu durumumuza bakarak,

----Olsun bacanak,madem ki karar verdiniz, boş verin  beni, kalkın  hadi gidin, Belki bacanağım doğrusunu  olurunu söylüyordu ama,

----Bacanak, bunu sana söylemememiz gerekti.Ama iş bu hale geldi madem,Önümüz de iki seçenek var,ya biz de maça gitmeyeceğiz,  yada kusura bakma ama  ya hep beraber maça gideceğiz.  Böyle bir teklifi beklemeyen  imam efendi, gitmemek için bin, bir türlü   bahaneler anlattı. Ama ben inandırıcı,  güven  verici   bir üslupla,

---- Bak bacanağım her yere hayır için gideceğini kabul ediyoruz, ama bu sefer gel bir ibret için git. Gör bakalım bizim için önemli denen şey sana nasıl gelecek.Hiç olmazsa  şer mi hayır mı bir görmüş olursun.

  Bir sürü ılımlı tatlı ve tatmin edici  sözlerle  bacanağımı bir  nevi  kandırıp götürdük maça.

    Maç başlama saatinden yarım saat evvel, stada girdik. Stat yeni, yeni  doluyordu.Ama ilk gördüğümüz anda da on beş, yirmi bin civarın da bir seyirci statta yerlerini almışlardı.

   Ömrün de ilk sefer bir maça gelmiş olan  bacanağım, Bana bir sürü sorular sordu.Mesela  bu kadar seyirci  nasıl oluyor da bu saatte burada hazır olabiliyorlar.

Bu kadar seyirciye kim haber ediyordu. Bu kadar seyirci hep paralımı giriyor.Filan filan.  Dilimin döndüğünce, hepsini anlatmaya çalıştım.

  Nihayet   maç başladı.Maç bir birinci lig  maçı idi.Ankaragücü-Bursaspor  arasında oynanacaktı. Statta ki seyircinin çoğunluğu Ankaralı taraftarlardandı. Stadın   bir kenarın da yüz,  yüz elli kişilik bir de Bursa taraftarı vardı.Ara sıra onlarda tezahürat yapmaya çalışıyorlardı.Ankara  taraftarından fırsat buldukça.

  Gerçekten o sezonun  ilk lig maçı olmasın dan olacak seyirciler  takımların canı gönülden  tezahürat yapıp   alkışlıyorlardı.

  Maç sakin, sakin başladı. Her iki ekipte birbirinden çekingen oynamasına rağmen  ev sahibi ekibin ara sıra alkışlanacak hücumları da oluyordu.Bursa ekibi de devamlı kontrataklarla ara sıra öbür kaleye  gidiyorlardı.

  Maçın ilk devresinin ortalarına doğru Bursaspor takımı bir gol atmaz mı rakip kaleye, işte o zaman statta sadece bursa taraftarlarının  sesi yükseliyordu. Tabi bu durumu soran da benim bacanağım oldu,

-----Bacanak ne oldu,bu millet niye sustu ?.

---- Valla bacanak bu bir kural olmuş sayılır. Zira gol yiyen takımın taraftarları pek tezahüratta bulunmaz  takımlarını alkışlamazlar, fazlada sesleri çıkmaz. Onun için şimdi o karşıda ki   Bursasporlular  bağrışıyor. yüz yüzeli kişilik grubun eh işte o kadar  tezahüratı oluyordu.

   Maçın ilk devresi bir sıfır Bursa galibiyetiyle sona erdi. Bu arada çitlemek için de birer çekirdek aldık.

   Maçın ikici devresi başladı. Maç iyi bir maç oluyordu,iki takımda puan için uğraşıyorlardı.Fakat Bursa takımının üstün oluşu,statta ki  yirmi  bin seyircinin susmasına sebep olmuştu.Birinci devre bir sıfır Bursa galibiyetiyle sona erdi.

  İkici devrenin  hemen başlarında Ankaragücü beraberlik gölünü atınca,statta ki  seyirci  bir nevi yeniden canlanmıştı.

Atılan golden sonra Ankara takımı baskıları yoğunlaştırmıştı. Bu arada da    bacanağım,  yanımızda inip bir sıra aşağıya  oturmuştu.

  Maç böyle devam ederken Ankara takımı bir gol daha atınca statta yer yerinden oynadı sanki. Seyirci öyle coşmuştu ki sormayın gitsin.Ben ve yiyenim hem maça bakıyoruz hem  de, çekirdek çıtlıyorduk.Maçta öyle  kızışmıştı ki,seyircide  onlara tempo tutuyordu.

   Sanıyorum ikinci devrenin ortalarına doğru, birisi sağ böğrüme dürtü.  Baktım  bana dürten bizim yiyen, Bir eliyle  önümüzü  gösterirken,

----Amca senin imam efendiye bak dedi.

  Dediği yere  baktığımda  inanılacak gibi değildi. Zira bizim hoca efendi, başından yazlık kasketini  eline almış, he bire

----  Ankara, Ankara, Ankara  diye tempo  tutuyor. Öncesi  beklemediğimden  veya ummadığım dan   dolayı şaşırdım. Şöyle birkaç dakika seyredince, gördüm ki bizim bacanak tamamen maça  kendini kaptırmış, sanıyorum nerede olduğunu unutmuş bir tavırla tezahürat yapıp milletle tempo tutuyordu. Gözlerime inanamıyordum. Hani ibret için getirdiğim hoca efendi de kendini  maça  kaptırmış  o anda millete imam desem bana yalancı derlerdi. Bir muaf ir  bacanağı gülerek  ardından seyrettik.sonun da

----Ey bacanak ne oluyor,ne yapıyorsun  öyle ?,  Bacanak maça kapılmışlığın  eseriyle,

----Ya  bacanak bu ne biçim maçmış  böyle. İnsanı bir hoşhoş ediyormuş.Ben de bilmiyorum ne yaptığımı.

  Ama ben hem görüyor, hem de biliyordum.Zira bizim imam efendi maçın  tadını çıkarıyordu.Allah Rahmet eylesin……..

                                                                                              A.TINMAZ

 GERİ