Samat Köyü

GEREDE

ANASAYFAFOTO GALERİZİYARETÇİ DEFTERİVİDEOLARHABER ARŞİVİLETİŞİM

 

   Giriş Sayfası Yap

 Menü
 Anasayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Çoğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 
Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 

 

İÇİMİZDEN BİRİ  KÖŞESİ

 

Hayrettin Oğur’un Hayatı Ve Bazı Hatıraları

 

8. 3. 1945 yılında Samat Köyünde doğan hayrettin Oğur, çocukluk yıllarını da köyünde geçirmiştir.

       1952-1953 eğitim ve öğretim yılında ilkokula başlayıp, 1956-1957 eğitim ve öğretim yılında Samat Köyü İlkokulu’nu bitirmiş ve ardından Adapazarı Arifiye Öğretmen Okulu’na kaydolmuş ve 6 yıl da orada okuduktan sonra 1962-1963 eğitim ve öğretim yılında Sivas-Kangal-Kızıldikme köyüne öğretmen olarak atanmıştır. İki yıl öğretmenlikten sonra, Manisa’da 4 ay askerlik yapıp terhis olduktan sonra, Adıyaman’ın Samsat kazasının Yarımbağ Köyüne öğretmen olarak görevlendirilip, iki yıl da orada görev yaptıktan sonra; 1967-1968 eğitim ve öğretim yılında Gerede’nin Muratfakı köyüne öğretmen olarak tayin olmuş ve bu köyde de 16 yıl görev yapıp; 1983 yılında Samat Köyü İlkokulu’nda göreve başlamıştır.

      

 

 31. 7. 1987 tarihinde Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinden iki yıllık önlisans diploması alıp 1994 yılı Mart ayına kadar Samat Köyü İlk Öğretim Okulunda idareci olarak görev yaparak, sonunda emekliye ayrılmıştır.

       Hocamız çok mütevazı olduğundan dolayı kendisinden bu karar bilgiyi zor alabildik. Hayrettin Hocamız gibi daha nice kişilerimiz bu millete ve memlekete hizmette bulunmuşlardır. Bu şahsiyetler, kendi alçak gönüllülüklerinden dolayı hayat ve hatıratlarını yazamıyorlar. Bizler bu konuda gayret göstererek onları hatıralarını yazmaya teşvik ederek gelecek nesillere tanıtmalıyız. Böylesi şahsiyetlere yakın olanlar, bu şahsiyetlerin hayat ve hatıratlarını yazıp veya yazmalarını isteyerek gelecek nesillere aktarmaları veya aktarmaya yardımcı olmalarını bekliyoruz.

       Hayrettin hocamız emekliye ayrıldıktan sonrada boş durmadı ve köyümüzde yapılması gereken hayır işlerinde fahri olarak çalıştı ve halende çalışmaya devam ediyor. Belki halkımız kendisinden gereği gibi istifade edemiyor ama, kendisi her türlü hizmeti Allah rızası için vermeye hazır olduğuna ben inanıyorum.

       Bazı Hatıraları:

       Yıl 1953 İlkokul birinci sınıftayım. İlçe kaymakamlığı; Unicef’ten gelen yardım ve hediyeleri dağıtmak üzere her okuldan 5 öğrenciyi ilçeye çağırmış. Öğretmenimiz rahmetli Mevlüt Türker hoca, öğrencilerden: 1- Hayrettin Oğur 2- Meryem Dalkıran [Muhacir kızı] 3- Mukaddes Eroğlu 4- Durmuş Yeler 5- Durmuşali Gülmez’i seçerek, bizi hep beraber kaymakamlığa götürdü. Bizlere bazı oyuncaklar verdiler. İçimizden birinin (Durmuşali Gülmez’in) hediye paketinde diş macunu ve fırçası da çıktı. Tabii ki o günlerde diş fırçası ve diş macunun ne olduğunu ve ne işe yaradığını kimse bilmiyor, bize de bu konuda bir bilgi verilmedi. Akşamüzeri, bazılarımız yaya ve bazı arkadaşlarımız da merkep üzerinde köye geliyoruz. Mamak pınarının yanına geldiğimizde babalarımız “Yahu kime ne verilmiş hele şunlara bir bakalım” dediler. Neyse oyuncaklara filan bakıp yorumlarını yaptıktan sonra, diş macununu hiçbir şeye benzetemediler. Nihayet sonunda rahmetli Kayış Mehmet şöyle bir yorum yaptı: “Yahu elin gavuru ne kadar da akıllı; bunlar köylü odun eder, ot kıyar soğuktan çalışmaktan elleri yarılır (çatlar) onun için ellerine sürsünler de iyileştirsinler diye Dermecon (Deri çatlaklarını iyileştirmek için o yıllarda eczanelerde satılan merhem) göndermiş.” dedi ve bu fikir kabul görüp, babalarımız hep ellerine bu macunu sürdüler ve diş macununun yarısını babalarımız ellerine sürerek bitirdiler. Tabii ki ellili yılların yaşam şartları böyle idi. Bu şartlar sadece Gerede ve Bolu’da değil, dünyanın diğer devletleri de buralardan daha iyi bilinçli değildi. Çünkü uzun yıllar dünya savaşlarla uğraşmış, ev kalmamış, genç kalmamış, iş kalmamış, okuma ve eğitim imkânı zorlaşmış vs…

       Ben, aradan beş yıl geçtikten sonra Öğretmen Okulunda ilk defa diş macununu kullandım, ilk defa trene bindim ve ilk defa elektrik ışığında ders çalıştım. Tabii ki ilk defa takım elbiseyi de devlet baba sayesinde o zaman giydim.

       Bir Hatıra da öğretmenliğimden anlatayım:

       1965 yılında Adıyaman Yarımbağ Köyüne atandım. Öyle bir köy ki kadınlardan sadece 2 kişi Türkçe biliyor. Baktık olmayacak biz, çat pat Kürtçe öğrendik.

       Köylüler şöyle bir olay anlattılar: Oralarda tahta olmadığı için mezar tahtası yerine kerpiç örüyorlar. Komşu köyden askere daha gitmemiş 18 yaşındaki bir genç benim bulunduğum köyün mezarlığından gece geçerken bir bakmış ki yeni ölen bir cesedi kurtlar çıkarmak üzere, ay ışığında iyice fark edemeyen çocuk, nihayet mezarın yanına varınca durumu anlıyor. Kalan kerpiçleri de kendisi yıkarak cesedi mezardan çıkarıp, bel kemeri ile sırtına yüklenip 1 km mesafedeki benim bulunduğum köye bırakıp kendi köyü olan Siylik Köyüne gidiyor. Buna ben inanamadım. 18 yaşındaki bir genç geceleyin yalnız başına mezarlıktan ceset çıkarıp köye getirsin!

      Aradan birkaç hafta geçtikten sonra gençle tanıştık. Gence dedim ki: “Bekir bu işi yaparken hiç korkmadın mı?” dediğimde, Aval aval yüzüme bakarak “Hocam şimdiye kadar mezardan çıkarak canlanmış ceset olmuş mu ki o gariban canlansın? Aklıma hiç korku gelmedi” dedi.

       Bu yaşımda aynı şey benim başıma gelse, geceleyin bir cesedi sırtlayarak taşımaya cesaret edemem. Şunu anlatmak isterim ki Kürtlerin çoğunluğu televizyonlarda anlatılanlar gibi değildir. Ben onlarda gördüğüm vefakârlığı hiçbir yerde görmedim. 40 yıldan fazla oluyor ki hala haberleştiklerim, selamlaştıklarım vardır.

       Hayatta şunu düstur olarak kabul etmişimdir.            

       “Güzel düşün, iyi hisset yanılma aldanma.

       Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma.”

       Bence hayatı inişleriyle, çıkışlarıyla olduğu gibi kabul ederek ondan kopmamak ve geleceğe ümitle bakabilmektir. Bunu Mehmet Akif bir deyişiyle çok güzel veciz bir şekilde ifade etmiştir:

       “Âtiyi karanlık görerek, azmi bırakmak…

        Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak”                                                  

                                                                                          Düzenleyen: Yunus Baki Koçak

                                                                                                       03 HAZİRAN 2009

İÇİMİZDEN BİRİLERİ

Asırlık Bir İnsan

Gurbetdeki Kalem

Emekli Öğretmen

Fatma Ana

Emektar Şoför

              Sizlerde sahsınızın veya yakınlarınızın hayatını ve anılarını kaleme alıp tüm hemserilemizle paylasın.............

     geredesamat@hotmail.com