|
31.
7. 1987 tarihinde Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim
Fakültesinden iki yıllık önlisans diploması alıp 1994 yılı Mart
ayına kadar Samat Köyü İlk Öğretim Okulunda idareci olarak görev
yaparak, sonunda emekliye ayrılmıştır.
Hocamız çok mütevazı olduğundan dolayı kendisinden bu
karar bilgiyi zor alabildik. Hayrettin Hocamız gibi daha nice
kişilerimiz bu millete ve memlekete hizmette bulunmuşlardır. Bu
şahsiyetler, kendi alçak gönüllülüklerinden dolayı hayat ve
hatıratlarını yazamıyorlar. Bizler bu konuda gayret göstererek
onları hatıralarını yazmaya teşvik ederek gelecek nesillere
tanıtmalıyız. Böylesi şahsiyetlere yakın olanlar, bu
şahsiyetlerin hayat ve hatıratlarını yazıp veya yazmalarını
isteyerek gelecek nesillere aktarmaları veya aktarmaya yardımcı
olmalarını bekliyoruz.
Hayrettin hocamız emekliye ayrıldıktan sonrada boş
durmadı ve köyümüzde yapılması gereken hayır işlerinde fahri
olarak çalıştı ve halende çalışmaya devam ediyor. Belki halkımız
kendisinden gereği gibi istifade edemiyor ama, kendisi her türlü
hizmeti Allah rızası için vermeye hazır olduğuna ben inanıyorum.
Bazı Hatıraları:
Yıl 1953 İlkokul birinci sınıftayım.
İlçe kaymakamlığı; Unicef’ten gelen yardım ve hediyeleri
dağıtmak üzere her okuldan 5 öğrenciyi ilçeye çağırmış.
Öğretmenimiz rahmetli Mevlüt Türker hoca, öğrencilerden:
1- Hayrettin Oğur 2- Meryem Dalkıran
[Muhacir kızı] 3- Mukaddes Eroğlu 4- Durmuş Yeler 5- Durmuşali
Gülmez’i seçerek, bizi hep beraber kaymakamlığa götürdü.
Bizlere bazı oyuncaklar verdiler. İçimizden birinin (Durmuşali
Gülmez’in) hediye paketinde diş macunu ve fırçası da çıktı.
Tabii ki o günlerde diş fırçası ve diş macunun ne olduğunu ve ne
işe yaradığını kimse bilmiyor, bize de bu konuda bir bilgi
verilmedi. Akşamüzeri, bazılarımız yaya ve bazı arkadaşlarımız
da merkep üzerinde köye geliyoruz. Mamak pınarının yanına
geldiğimizde babalarımız “Yahu kime ne verilmiş hele şunlara bir
bakalım” dediler. Neyse oyuncaklara filan bakıp yorumlarını
yaptıktan sonra, diş macununu hiçbir şeye benzetemediler.
Nihayet sonunda rahmetli Kayış Mehmet şöyle bir yorum yaptı:
“Yahu elin gavuru ne kadar da akıllı; bunlar köylü odun eder, ot
kıyar soğuktan çalışmaktan elleri yarılır (çatlar) onun için
ellerine sürsünler de iyileştirsinler diye Dermecon (Deri
çatlaklarını iyileştirmek için o yıllarda eczanelerde satılan
merhem) göndermiş.” dedi ve bu fikir kabul görüp, babalarımız
hep ellerine bu macunu sürdüler ve diş macununun yarısını
babalarımız ellerine sürerek bitirdiler. Tabii ki ellili
yılların yaşam şartları böyle idi. Bu şartlar sadece Gerede ve
Bolu’da değil, dünyanın diğer devletleri de buralardan daha iyi
bilinçli değildi. Çünkü uzun yıllar dünya savaşlarla uğraşmış,
ev kalmamış, genç kalmamış, iş kalmamış, okuma ve eğitim imkânı
zorlaşmış vs…
Ben, aradan beş yıl geçtikten sonra Öğretmen Okulunda ilk
defa diş macununu kullandım, ilk defa trene bindim ve ilk defa
elektrik ışığında ders çalıştım. Tabii ki ilk defa takım
elbiseyi de devlet baba sayesinde o zaman giydim.
Bir Hatıra da öğretmenliğimden anlatayım:
1965 yılında Adıyaman Yarımbağ Köyüne atandım. Öyle bir
köy ki kadınlardan sadece 2 kişi Türkçe biliyor. Baktık
olmayacak biz, çat pat Kürtçe öğrendik.
Köylüler şöyle bir olay anlattılar: Oralarda tahta
olmadığı için mezar tahtası yerine kerpiç örüyorlar. Komşu
köyden askere daha gitmemiş 18 yaşındaki bir genç benim
bulunduğum köyün mezarlığından gece geçerken bir bakmış ki yeni
ölen bir cesedi kurtlar çıkarmak üzere, ay ışığında iyice fark
edemeyen çocuk, nihayet mezarın yanına varınca durumu anlıyor.
Kalan kerpiçleri de kendisi yıkarak cesedi mezardan çıkarıp, bel
kemeri ile sırtına yüklenip 1 km mesafedeki benim bulunduğum
köye bırakıp kendi köyü olan Siylik Köyüne gidiyor. Buna ben
inanamadım. 18 yaşındaki bir genç geceleyin yalnız başına
mezarlıktan ceset çıkarıp köye getirsin!
Aradan birkaç hafta geçtikten sonra gençle tanıştık. Gence
dedim ki: “Bekir bu işi yaparken hiç korkmadın mı?” dediğimde,
Aval aval yüzüme bakarak “Hocam şimdiye kadar mezardan çıkarak
canlanmış ceset olmuş mu ki o gariban canlansın? Aklıma hiç
korku gelmedi” dedi.
Bu yaşımda aynı şey benim başıma gelse, geceleyin bir
cesedi sırtlayarak taşımaya cesaret edemem. Şunu anlatmak
isterim ki Kürtlerin çoğunluğu televizyonlarda anlatılanlar gibi
değildir. Ben onlarda gördüğüm vefakârlığı hiçbir yerde
görmedim. 40 yıldan fazla oluyor ki hala haberleştiklerim,
selamlaştıklarım vardır.
Hayatta şunu düstur olarak kabul etmişimdir.
“Güzel düşün, iyi hisset yanılma aldanma.
Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma.”
Bence hayatı inişleriyle, çıkışlarıyla olduğu gibi kabul
ederek ondan kopmamak ve geleceğe ümitle bakabilmektir. Bunu
Mehmet Akif bir deyişiyle çok güzel veciz bir şekilde ifade
etmiştir:
“Âtiyi karanlık görerek, azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak”
Düzenleyen:
Yunus Baki Koçak
03 HAZİRAN 2009
İÇİMİZDEN BİRİLERİ
Asırlık Bir İnsan
Gurbetdeki Kalem
Emekli Öğretmen
Fatma Ana
Emektar Şoför
Sizlerde sahsınızın veya
yakınlarınızın hayatını ve anılarını kaleme alıp tüm
hemserilemizle paylasın.............
geredesamat@hotmail.com
|