|
HIRSIZLIK
Madem söz
balıktan açılmışken bir başka konuyu canlandırayım.Sanıyorum on iki
yaşlarındayım. Samat köyüne ilk kurşunlu serpme balık ağını Rahmetli kesenin
Sefer amca getirmişti.Boş zamanların da yanına bulduğu kafadar biriyle Marguşa
çayına balık tutmaya giderdi. Çoğunlukta da beni çok götürdüğünü sanıyorum.
Yalnız o gün panayır sallısı (arefesi) idi.Babam anam bana on, on beş kadar
bir kuzu emanet etmişlerdi gözetlemem için..Zira o zamanlar yaban ovalılar
bizim köyden salıcı olarak geçerlerdi ki bazen boşta bulduklarını alır
götürürlerdi..
Bir seferinde marguşa çayının kalaycı bölümünden başlayıp eski Salur köyü
köprüsüne kadar ağ ata ata gittik.Mehmet beylik dereliği civarında bana dedi
ki,
---Bak Ahmet, biraz sonra yanımıza Salur köylüleri gelebilir.Onun için sen
balıkların büyüklerini merkebin üstünde ki heybeye koy,küçüklerini de elinde
ki çantaya doldurda Salurlular elimizden balıkları almasınlar.,Demişti,
Onun bu önerisine uyarak büyük balıkları heybeye,(heybe onun idi) küçüklerini
de elimde ki çantaya koyuyordum.
Salur köprüsünün yanına vardığımız da,heybe balıkla dolmuş, kalanını da benim
çantaya doldurduk.Çanta yarım oldu olmadı gidelim deyip balık ağını toplayıp
merkebe yükledi.Ardında da merkebe bindi,beraberce yola koyulduk.Ben umuyorum
ki balıkları peygamber okuyla paylaşacağız. Ama Sefer amca ağzından
beklenmedik bir laf kaçırınca işler değişti
---Çantada ki balıklar senin olsun.Heybedekilerde benim.Çünkü yarın panayırda
ben balık kızartıp satacağım demez mi.
Oysa ki her seferinde eşit paylaşım oluyordu. Ama bu sefer durum tamamen
değişikti. Baktım her şey benim zararıma, Sefer amca merkepte mutlu kutlu yol
alırken, ben başladım,heybenin gözünden elime gelen balıkları akşam
karanlığında çantama koynuma doldurmaya.Beş kilometrelik bir yolda balıkların
çoğunluğunu koynuma çantama doldurunca hileni fazlası benden yana olduğuna
inandım ve hiçbir şey çaktırmadan o evine ben de evimize gittim.
Rahmetli babamla anam bana emanet ettikleri koyunları buluncaya kadar,bana
odukca kızmışlar.Suçlu fakat güçlüce eve girdiğimde babam dan sağlam bir tokat
yedim,elimde ki ve koynumda ki balıklar ortalığa dağılınca babam başka tokat
vurmadan,
----Hadi bakalım bu balıklara dua et yoksa ki leşini serecektim dedi,ama
anamdan da iyi bir fırça yedim.
Ertesi günü panayır yerinde Sefer amcayı gördüğümde, kızgınca--- hırsız
diyordu rahmetlik
BİR TEK
DOMETES
Yıl sanıyorum 1959.Zaman bizim köyde yayla zamanı.Okullar tatil olmuş
yaylada,yirmi otuz tane koyunumuzu güdüyorum(otlatıyorum).Yaşım on, on
bir.Sanıyorum günlerden bir Pazar.Koyunları yokuş bayırına doğru
yönlendirdim,peşlerinden gidiyorum.O esnada, o da kendi koyunlarını gütmekte
olan komşumuzun çocuğunun koyunlarıyla yan yana geldik.
Beraberce iki koyun sürürsünün arasında konuşuyorduk. Derken bir ara arkadaş
sırt çantasını sırtından aldı,evinden öğleye yemeğine ekmek katığı için
koydukları iki adet domatesi bana gösterdi. Sanıyorum benim sırt çantamda da
öğle ekmek katığı için keş,hani yağlı keş denilen keşten vardı.Zaten o
zamanını en iyi kır da ki öğle, ekmek katığı keş idi..
Arkadaş bir nevi domatesleri bana sarkıtır gibi yapmıştı. Domatesleri görünce
canım öyle istedi öyle istedi ki, duramadım kendisinden, rica minnet domatesin
birin bana vermesini İstedim karşılığın da çantamda ki katığımın hepsini
vermek şartıyla.Ama ıh dedi vermedi. Bilmem canım o kadar domates çekti ki,bu
günkü irademe sahip olabilirdim ama o gün irademe sahip olamadım.Ve zora ki
çocuktan domatesinin birini aldım, ve yedim.karşılığın da, da keşimi verdim
ama almadı.Sadece bir süre ağladı.Ve bende haram helal düşünmeden afiyetle
yedim.
Bir uzun zamandır benimle konuşmadı arkadaş. Hala sağ bu arkadaş daha
helalaşmam gerek. Bunun bilincindeyim
A.Tınmaz
GERİ |