Samat Köyü

GEREDE

Anasayfa    Foto Galeri   Ziyaretci Defteri  Sohbet  Haber Arşivi  İletişim  

Giriş Sayfan Yap

Ana Menü

 Ana Sayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Coğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 


 

 EĞİTİMCİ       Hasan YILDIZ        Rehberlik Öğretmeni   ANKARA

       

PRAHA MA BU İŞLERİ ÇETO

                Kurtlar vadisinin unutulmaz repliklerinden biri olan Muro’nun Çeto ya söylediği “Prag bu işleri Prag” dediği Almanya’dan aşağıda, Avusturya’dan yukarıda bir Avrupa ülkesi olan çek cumhuriyetin başkenti  olan praha (prag)  15-21 Eylül tarihlerinde işimiz gereği gittik.

              Gittiğimiz tarihlerde bizim adımıza ramazan ayıydı. Ve 10 milyon nüfuslu bir Avrupa ülkesinde ramazan ayından bir haber yaşayan bir yığın amaçsız insanlarla beraberdik.  Biz gitmeden önce ülke nüfusunun büyük bir kısmının Hıristiyan olacağını düşünüyorduk fakat yanıldığımızı oraya gidince fark ettik çünkü nüfusun % 75 her hangi bir dine mensup değil. Ülkede çok az Müslüman var. 1500 civarında Türk ve birazda Arap var. Geri kalanlar ise Hıristiyan, Musevi ve diğer dinlere mensup.

            Praha a bir kongre için gittik. Dünyanın değişik ülkelerinden gelen üniversite hocalarıyla çalışma ve tanışma fırsatımız oldu. Şunu gördük ki biz eğitim olarak Avrupa’nın asla gerisinde değiliz. Ama bizde yapılanlar biraz daha sistemsiz fakat Avrupalılar ise yaptıkları her şeyi bir sisteme bağlı olarak yapıyorlar. Bizlere üniversitelerde 10 yıl önce öğretilen öğretmenlik formasyon eğitiminin ne kadar güzel olduğunu tekrar tekrar idrak ettik. Birde bizdeki öğrenci sayısının tüm Avrupa’daki öğrenci sayısından daha fazla olduğunu bilmek bunların ise devlet tarafından güzel bir şekilde eğitildiğini bilmek geleceğe ümitle bakmak adına bizler için muhteşemdi. Çek cumhuriyetinde Üniversite sınavı yok, sadece üniversiteler kendileri basit bir sınav yapıyorlar ve sınavı geçmek hiç de zor değil. fakat okurken derslerden kalırsanız; kaldığınız dersi size verilen tarihler içerisinde geçmek zorundasınız,  veremezseniz o zaman üniversiteden atılıyorsunuz. Ülkemizden giden öğrenciler orda bir yıl hazırlık okuyorlar ve sonra istedikleri üniversiteyi okuyabiliyorlar.

           Çek cumhuriyetinde bulunduğumuz tarihlerde güneşi sadece bir gün sabahtan öğlene kadar görebildik. Çok soğuk ve yağışlıydı. Belki de bu yüzden çok yeşil bir ülke. Para birimleri kron, ve 100 kron 8 Ytl değerinde. Avrupa birliğine üye olan ülke 2011 de tamamen  euro kullanmaya başlayacak. Çok pahalı bir şehir değil. Ülkemizle kıyasladığımızda hemen hemen buranın fiyatlarıyla bir birine eş değer. Aradığınız hemen hemen her şeyi bulmanız mümkün. Marketlerde 50 cm büyüklüğünde salatalıklar yumruk gibi erikler var. Marketlerin bir bölümü içki reyonu bir bölümü köpek maması reyonu ve kalan bölümler ise yiyecek reyonundan ibaret.

            Ahşap işciliğinde çok ileri gitmişler. Tahta oyuncaklarda oynayarak büyüyen bir köy çocuğu için hiçte cazip olmaması gereken ahşap oyuncaklar bizleri büyüledi. Asıl olan madde değil, maddenin ne için ve nasıl kullanıldığıymış bir daha anladık. Camı işleme ve kristal konusunda büyüleyici bir maharete ulaşmışlar. Normal şartlarda Hiçbir erkeğin ilgisini çekmeyeceğini düşündüğüm cam ve kristaller doğrusu beni bile büyüledi ve gözlerimi onlardan alamadım. Bir de kukla konusunda çok becerikliler, türlü türlü kuklalar hemen hemen her dükkânın tezgâhını süslüyor.

          Çek cumhuriyetinin başkentinde de bir Türk Okulu var. Meridyen Türk okulları orda yeni açılmış. Yeni açılmasına rağmen geleceğin en önemli eğitim merkezlerinden biri olacağının müjdesini bizlere yapılan çalışmalarla veriyor. Okul müdürü Ahmet Hamdi Bey ve ekibi orda bulunduğumuz süre içerisinde bizlere yeterince yardımcı oldular. Türk okulunun yanında bir diyalog merkezi ve yine orda üniversite okuyan Türk öğrencilerin kaldığı iki tanede öğrenci evi var. Bu öğrenciler hem çalışıyor hemde okuyorlar. Ramazan ayında bazı akşamları iftarlarda bizleri diyalog merkezinde ağırladılar. Orada bulunan Türkler diyalog merkezinde iftar yemeği veriyordu. Teravih namazları da burada rahatlıkla kılınıyor. Gerçek bir diyalog merkezi olmuş Prag da bulunan her Türk’ün uğrak yeri diyalog merkezi.  Birde Peter adında yeni Müslüman olmuş bir çekli üniversite öğrencisi de diyalog merkezini kendisi için kalacak yer olarak belirlemiş. İftardan sonra sıcak bir çay içmenin ne kadar önemli bir nimet olduğunu orda anladık. Çünkü Avrupa da çay soğuk içiliyor. Ve çayın adı çekçe de de çay.

          Prag’ın merkezinde bir Türk birde Arap mescidi varmış, fakat Bizimki şimdilik kapatılmış ve daha büyük bir mescit yapımına başlanmış. Arap mescidi şimdilik herkesin uğrak merkezi olmuş. Arap mescidinde de iftar yemeği veriliyordu. Prag’ın merkezinde İstanbul kebap adında bir Türk lokantası var, Türk yemeklerini orda temiz ve nezih bir ortamda afiyetle yiyebilirsiniz.

            Çek cumhuriyetinde çekçe dili kullanılıyor. Çekçe’den başka almanca en çok konuşulan dil. İkinci dünya savasında Almanların istilasına uğramışlar fakat Almanları seviyorlar. Daha sonra ise komünist Rusya çekleri esaret altına almış ve uzun bir süre ülke komünizm ile idare edilmiş hala şehrin birçok yerinde komünist Rusya’nın izleri duruyor; bu süreç onları çok yıpratmış ve Rusları hiç sevmiyorlar. 1988 yılında Rusların esaretinden kurtulmuşlar daha sonra ise ülke ikiye ayrılmış Çek cumhuriyeti ve Slovakya olarak. Ülkenin biraz daha zengin tarafı çeklere diğer tarafı ise Slovaklara kalmış.

           Çekler mühendislik ve teknik alanda çok ileri gitmişler. İlk robotu çekler yapmış. Dolara ismini verenler çekler. Ülkenin maddi durumu oldukça iyi Ve bireyler ekonomik olarak doyuma ulaşmışlar. Fakat bireylerin büyük bir çoğunluğu evlerinde yalnızlığını köpekleriyle paylaşıyorlar.  Aile hayatı yok denilebilecek kadar az. Akşam hava karardığında insanlar işlerinden evlerine dönüyorlar ve dışarı çıkmıyorlar. Sokaklar çok sessiz. Ara sıra spor için koşan insanlar yanınızdan geçiyor o kadar.  Spor olarak yürüyüş, koşma, kayak vb. gibi sporları yapıyorlar. Genellikle hafta sonları evlerinden çıkıyorlar arabalarına binip şehir dışına seyahat ediyorlar.

           Yollar çok geniş ve bölünmüş. Otobüs yolu ayrı, tren vay yolu ayrı, yaya yolu ayrı, yürüyüş yolu ayrı, yaya yoluna adımınızı attığınız anda tüm arabalar sizin için duruyor. Arabaların hızları çok yavaş ve hız tutkunlarına biz hiç rastlamadık. Otobüs ve trenvayda bilet kontrolü yapılmıyor. Ve binmek için turnike falan yok. Herkes biletini alıyor ve ara sıra yapılan kontrollerde insanlar biletlerini gösteriyor.  Biletsiz binenler yakalanırsa yüksek meblağda ceza kesiyorlar.  Yerin altını ve üstünü gerçekten demir ağlarla örmüşler yer altında metrolar, yer üstünde ise tren vaylar çalışıyor. Taksiler otobüsler çok düzenli çalışıyor ve dolmuş diye bir şey ben hiç görmedim.

          Ülke gerçekten çok yeşil.  Boş arazileri yok denecek kadar az. Tüm boş arazileri ağaçlarla doldurmuşlar.   Tarlalar çok geniş ve bakımlı. Köyleri de en az şehirleri kadar düzenli evler ve bahçeler özenle yapılmış. Köyde yaşayan çiftçiler işleri bitince şehirliler nasıl yaşıyorlarsa aynen öyle yaşıyorlar. Standartları şehirlilerle hemen hemen aynı. Merhum istiklal marşı şairimiz; Mehmet Akif Ersoy’a sormuşlar Avrupalılar nasıl? Diye… “Yaşantıları bizim dinlerimiz gibi, dinleri ise bizim yaşantımız gibi” diyerek ne kadarda güzel tarif etmiş Avrupa’yı, Avrupalıyı ve bizi.

        İnsanların genellikle iki çift elbisesi var ve tüm yıl boyunca bu iki çift elbiseyi giyiyorlar. Çok mütevazi bir giyim tarzları var. Hemen hemen tüm insanlar böyle giyiniyor. Sokaktaki insanla üniversitedeki profesörün giysisinin birbirinden çok farkı yok.

        Kanuni Sultan Süleyman zamanında Atalarımız; Praga kadar gitmiş. Daha sonra geri çekilmeye başlayınca oranın prenseslerinden biri bir şato yaptırmış ve bu güzel millet ve medeniyetin buralara geldiğini insanlara göstermek için şatonun içine kocaman bir hilal yaptırmış. Bu şatoya yakın bir yerde “kemikli kilise” adında bir kilise var kilisenin iç dizaynı kemiklerle yapılmış toplam 40 bin kemik kullanılmış. Ve bu kemiklerin yaklaşık 5000 tanesi oralardaki akıncı Türklerine ve Osmanlı ordusunun askerlerine ait.

        Binalar çok uzun zaman önce yapılmış ve hala dimdik ayaktalar. 300 400 yıllık binalarda hala insanlar ikamet etmekteler. Bizim ise evlerimizin ömrü maalesef en fazla 50 yıl.

       Bir hafta kalmamıza rağmen oldukça fazla gözlem yapma fırsatımız oldu; çeklerin düzenli olmalarından ve sistematik çalışmalarını hayatımıza koymamız, mimari alanda kendimize has ve daha dayanıklı bir yapıyı hayatımızın ortasına koymanın bizim adımıza güzel bir davranış olacağı kanısındayım.

      Bizim ülkemizin nüfusunun çok fazla olması, insanların genç ve dinamik olması, eğitim ve öğretim alanındaki çalışmalar bizleri Avrupalılardan ayıran en önemli avantajlarımız. Üç tarafı denizlerle çevrili, dört mevsimi olan ülkesinin her yerinde yaşayabilen çok değerlendiremesek de gürül gürül akan ırmaklarıyla, dünyanın her yerine eğitim seferberlikleri düzenleyen eğitim ve teknolojiye her geçen gün yatırım yapan bir ülkenin evladı olmanın gururunu bir kez daha yaşadım.

     Ey Türk İstikbalinin Evladı; pragma bu işleri lütfen, köyünde oynadığın tahta oyuncakları güzel bir şekilde düzenleyerek nasıl hayatını kazanabileceğini, köyünde modern tarımı başlaşmak için neden hala beklediğini, üniversite konusunda çokta parlak bir geçmişi olmayan köyümüz gençlerinin Avrupa ülkelerinde bu şeklide üniversite okuyabileceklerini (okurken çalışarak ailelerine yük olmadan) öğrendikten sonra nerde olursan ol ne iş yaparsan yap ama “pragma yaptığın işlerin peşini samatlı prahma” bu güzelliklerin ya içinde ol, ya yanında ol Yada karşısında olma.

Hasan yıldız

16..10.2008

 GERİ