|
PRAHA MA BU İŞLERİ ÇETO
Kurtlar vadisinin unutulmaz repliklerinden biri olan Muro’nun Çeto ya
söylediği “Prag bu işleri Prag” dediği Almanya’dan aşağıda, Avusturya’dan
yukarıda bir Avrupa ülkesi olan çek cumhuriyetin başkenti olan praha
(prag) 15-21 Eylül tarihlerinde işimiz gereği gittik.

Gittiğimiz tarihlerde bizim adımıza ramazan ayıydı. Ve 10 milyon nüfuslu bir
Avrupa ülkesinde ramazan ayından bir haber yaşayan bir yığın amaçsız
insanlarla beraberdik. Biz gitmeden önce ülke nüfusunun büyük bir
kısmının Hıristiyan olacağını düşünüyorduk fakat yanıldığımızı oraya gidince
fark ettik çünkü nüfusun % 75 her hangi bir dine mensup değil. Ülkede çok az
Müslüman var. 1500 civarında Türk ve birazda Arap var. Geri kalanlar ise
Hıristiyan, Musevi ve diğer dinlere mensup.
Praha a bir kongre için gittik. Dünyanın değişik ülkelerinden gelen
üniversite hocalarıyla çalışma ve tanışma fırsatımız oldu. Şunu gördük ki
biz eğitim olarak Avrupa’nın asla gerisinde değiliz. Ama bizde yapılanlar
biraz daha sistemsiz fakat Avrupalılar ise yaptıkları her şeyi bir sisteme
bağlı olarak yapıyorlar. Bizlere üniversitelerde 10 yıl önce öğretilen
öğretmenlik formasyon eğitiminin ne kadar güzel olduğunu tekrar tekrar idrak
ettik. Birde bizdeki öğrenci sayısının tüm Avrupa’daki öğrenci sayısından
daha fazla olduğunu bilmek bunların ise devlet tarafından güzel bir şekilde
eğitildiğini bilmek geleceğe ümitle bakmak adına bizler için muhteşemdi. Çek
cumhuriyetinde Üniversite sınavı yok, sadece üniversiteler kendileri basit
bir sınav yapıyorlar ve sınavı geçmek hiç de zor değil. fakat okurken
derslerden kalırsanız; kaldığınız dersi size verilen tarihler içerisinde
geçmek zorundasınız, veremezseniz o zaman üniversiteden atılıyorsunuz.
Ülkemizden giden öğrenciler orda bir yıl hazırlık okuyorlar ve sonra
istedikleri üniversiteyi okuyabiliyorlar.

Çek cumhuriyetinde bulunduğumuz tarihlerde güneşi sadece bir gün sabahtan
öğlene kadar görebildik. Çok soğuk ve yağışlıydı. Belki de bu yüzden çok
yeşil bir ülke. Para birimleri kron, ve 100 kron 8 Ytl değerinde. Avrupa
birliğine üye olan ülke 2011 de tamamen euro kullanmaya başlayacak.
Çok pahalı bir şehir değil. Ülkemizle kıyasladığımızda hemen hemen buranın
fiyatlarıyla bir birine eş değer. Aradığınız hemen hemen her şeyi bulmanız
mümkün. Marketlerde 50 cm büyüklüğünde salatalıklar yumruk gibi erikler var.
Marketlerin bir bölümü içki reyonu bir bölümü köpek maması reyonu ve kalan
bölümler ise yiyecek reyonundan ibaret.
Ahşap işciliğinde çok ileri gitmişler. Tahta oyuncaklarda oynayarak büyüyen
bir köy çocuğu için hiçte cazip olmaması gereken ahşap oyuncaklar bizleri
büyüledi. Asıl olan madde değil, maddenin ne için ve nasıl kullanıldığıymış
bir daha anladık. Camı işleme ve kristal konusunda büyüleyici bir maharete
ulaşmışlar. Normal şartlarda Hiçbir erkeğin ilgisini çekmeyeceğini
düşündüğüm cam ve kristaller doğrusu beni bile büyüledi ve gözlerimi
onlardan alamadım. Bir de kukla konusunda çok becerikliler, türlü türlü
kuklalar hemen hemen her dükkânın tezgâhını süslüyor.
Çek cumhuriyetinin başkentinde de bir Türk Okulu var. Meridyen Türk okulları
orda yeni açılmış. Yeni açılmasına rağmen geleceğin en önemli eğitim
merkezlerinden biri olacağının müjdesini bizlere yapılan çalışmalarla
veriyor. Okul müdürü Ahmet Hamdi Bey ve ekibi orda bulunduğumuz süre
içerisinde bizlere yeterince yardımcı oldular. Türk okulunun yanında bir
diyalog merkezi ve yine orda üniversite okuyan Türk öğrencilerin kaldığı iki
tanede öğrenci evi var. Bu öğrenciler hem çalışıyor hemde okuyorlar. Ramazan
ayında bazı akşamları iftarlarda bizleri diyalog merkezinde ağırladılar.
Orada bulunan Türkler diyalog merkezinde iftar yemeği veriyordu. Teravih
namazları da burada rahatlıkla kılınıyor. Gerçek bir diyalog merkezi olmuş
Prag da bulunan her Türk’ün uğrak yeri diyalog merkezi. Birde Peter
adında yeni Müslüman olmuş bir çekli üniversite öğrencisi de diyalog
merkezini kendisi için kalacak yer olarak belirlemiş. İftardan sonra sıcak
bir çay içmenin ne kadar önemli bir nimet olduğunu orda anladık. Çünkü
Avrupa da çay soğuk içiliyor. Ve çayın adı çekçe de de çay.
Prag’ın merkezinde bir Türk birde Arap mescidi varmış, fakat Bizimki
şimdilik kapatılmış ve daha büyük bir mescit yapımına başlanmış. Arap
mescidi şimdilik herkesin uğrak merkezi olmuş. Arap mescidinde de iftar
yemeği veriliyordu. Prag’ın merkezinde İstanbul kebap adında bir Türk
lokantası var, Türk yemeklerini orda temiz ve nezih bir ortamda afiyetle
yiyebilirsiniz.
Çek cumhuriyetinde çekçe dili kullanılıyor. Çekçe’den başka almanca en çok
konuşulan dil. İkinci dünya savasında Almanların istilasına uğramışlar fakat
Almanları seviyorlar. Daha sonra ise komünist Rusya çekleri esaret altına
almış ve uzun bir süre ülke komünizm ile idare edilmiş hala şehrin birçok
yerinde komünist Rusya’nın izleri duruyor; bu süreç onları çok yıpratmış ve
Rusları hiç sevmiyorlar. 1988 yılında Rusların esaretinden kurtulmuşlar daha
sonra ise ülke ikiye ayrılmış Çek cumhuriyeti ve Slovakya olarak. Ülkenin
biraz daha zengin tarafı çeklere diğer tarafı ise Slovaklara kalmış.
Çekler mühendislik ve teknik alanda çok ileri gitmişler. İlk robotu çekler
yapmış. Dolara ismini verenler çekler. Ülkenin maddi durumu oldukça iyi Ve
bireyler ekonomik olarak doyuma ulaşmışlar. Fakat bireylerin büyük bir
çoğunluğu evlerinde yalnızlığını köpekleriyle paylaşıyorlar. Aile
hayatı yok denilebilecek kadar az. Akşam hava karardığında insanlar
işlerinden evlerine dönüyorlar ve dışarı çıkmıyorlar. Sokaklar çok sessiz.
Ara sıra spor için koşan insanlar yanınızdan geçiyor o kadar. Spor
olarak yürüyüş, koşma, kayak vb. gibi sporları yapıyorlar. Genellikle hafta
sonları evlerinden çıkıyorlar arabalarına binip şehir dışına seyahat
ediyorlar.
Yollar çok geniş ve bölünmüş. Otobüs yolu ayrı, tren vay yolu ayrı, yaya
yolu ayrı, yürüyüş yolu ayrı, yaya yoluna adımınızı attığınız anda tüm
arabalar sizin için duruyor. Arabaların hızları çok yavaş ve hız
tutkunlarına biz hiç rastlamadık. Otobüs ve trenvayda bilet kontrolü
yapılmıyor. Ve binmek için turnike falan yok. Herkes biletini alıyor ve ara
sıra yapılan kontrollerde insanlar biletlerini gösteriyor. Biletsiz
binenler yakalanırsa yüksek meblağda ceza kesiyorlar. Yerin altını ve
üstünü gerçekten demir ağlarla örmüşler yer altında metrolar, yer üstünde
ise tren vaylar çalışıyor. Taksiler otobüsler çok düzenli çalışıyor ve
dolmuş diye bir şey ben hiç görmedim.
Ülke gerçekten çok yeşil. Boş arazileri yok denecek kadar az. Tüm boş
arazileri ağaçlarla doldurmuşlar. Tarlalar çok geniş ve bakımlı.
Köyleri de en az şehirleri kadar düzenli evler ve bahçeler özenle yapılmış.
Köyde yaşayan çiftçiler işleri bitince şehirliler nasıl yaşıyorlarsa aynen
öyle yaşıyorlar. Standartları şehirlilerle hemen hemen aynı. Merhum istiklal
marşı şairimiz; Mehmet Akif Ersoy’a sormuşlar Avrupalılar nasıl? Diye…
“Yaşantıları bizim dinlerimiz gibi, dinleri ise bizim yaşantımız gibi”
diyerek ne kadarda güzel tarif etmiş Avrupa’yı, Avrupalıyı ve bizi.
İnsanların genellikle iki çift elbisesi var ve tüm yıl boyunca bu iki çift
elbiseyi giyiyorlar. Çok mütevazi bir giyim tarzları var. Hemen hemen tüm
insanlar böyle giyiniyor. Sokaktaki insanla üniversitedeki profesörün
giysisinin birbirinden çok farkı yok.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Atalarımız; Praga kadar gitmiş. Daha sonra
geri çekilmeye başlayınca oranın prenseslerinden biri bir şato yaptırmış ve
bu güzel millet ve medeniyetin buralara geldiğini insanlara göstermek için
şatonun içine kocaman bir hilal yaptırmış. Bu şatoya yakın bir yerde
“kemikli kilise” adında bir kilise var kilisenin iç dizaynı kemiklerle
yapılmış toplam 40 bin kemik kullanılmış. Ve bu kemiklerin yaklaşık 5000
tanesi oralardaki akıncı Türklerine ve Osmanlı ordusunun askerlerine ait.
Binalar çok uzun zaman önce yapılmış ve hala dimdik ayaktalar. 300 400
yıllık binalarda hala insanlar ikamet etmekteler. Bizim ise evlerimizin ömrü
maalesef en fazla 50 yıl.
Bir hafta kalmamıza rağmen oldukça fazla gözlem yapma fırsatımız oldu;
çeklerin düzenli olmalarından ve sistematik çalışmalarını hayatımıza
koymamız, mimari alanda kendimize has ve daha dayanıklı bir yapıyı
hayatımızın ortasına koymanın bizim adımıza güzel bir davranış olacağı
kanısındayım.
Bizim ülkemizin nüfusunun çok fazla olması, insanların genç ve dinamik
olması, eğitim ve öğretim alanındaki çalışmalar bizleri Avrupalılardan
ayıran en önemli avantajlarımız. Üç tarafı denizlerle çevrili, dört mevsimi
olan ülkesinin her yerinde yaşayabilen çok değerlendiremesek de gürül gürül
akan ırmaklarıyla, dünyanın her yerine eğitim seferberlikleri düzenleyen
eğitim ve teknolojiye her geçen gün yatırım yapan bir ülkenin evladı olmanın
gururunu bir kez daha yaşadım.

Ey Türk İstikbalinin Evladı; pragma bu işleri lütfen, köyünde oynadığın
tahta oyuncakları güzel bir şekilde düzenleyerek nasıl hayatını
kazanabileceğini, köyünde modern tarımı başlaşmak için neden hala
beklediğini, üniversite konusunda çokta parlak bir geçmişi olmayan köyümüz
gençlerinin Avrupa ülkelerinde bu şeklide üniversite okuyabileceklerini
(okurken çalışarak ailelerine yük olmadan) öğrendikten sonra nerde olursan
ol ne iş yaparsan yap ama “pragma yaptığın işlerin peşini samatlı prahma” bu
güzelliklerin ya içinde ol, ya yanında ol Yada karşısında olma.
Hasan
yıldız
16..10.2008
GERİ
|