|
Genel olarak: Eskiden sabahleyin erken kalkılır, besmele ile kapılar açılır,
bolluk ve bereket için dualar edilir, bilhassa çocuklara dua ettirmeye özen
gösterilirdi. Gün doğmadan çeşmelerden sular doldurulur, mübarek günlerde gün
doğmadan önce doldurmaya daha fazla özen gösterilir, gün doğmadan dolan suyun
zemzem gibi şifa olacağına inanılırdı. Akşam herkes işini bitirip eve girer,
gün battıktan sonra kapılar açık bırakılırsa, eve uğursuzluk ve şeytanların
gireceğine inanılırdı.
Gelin kayınpederinin ve büyüklerin yanında 8-10 sene sesli konuşmaz, eve bir
misafir gelse gelin ayakta süzülür (dikelir) “kızım otur” demeyince
oturamazdı. El yüz yıkayanlara gelin peşkir verir, (Bilhassa kışın sobada
ısıtarak peşkir verilir, gelinin olmadığı yerde ise, evin küçükleri verirdi.)
gelin sabahleyin erken kalkar, kayın pederinin sobasını yakar, sofraya
herkesten sonra oturur, ibriği yanına alıp isteyenlere su verir, su verirken
el göğüs üzerine konur, velhasıl gelin hem ev halkına ve hem de gelen yakın
misafire hizmeti görev bilir, evin büyükleri yatmayınca da gelin yatamazdı..
Gelin bir yere gideceği zaman, kayın pederinden izin almayınca gidemez, izin
verilirse el öpülerek gidilir ve geldiği zaman gelin tekrar el öperdi. Oğlan
pederinin izni olmadan kolay kolay gelini boşayamazdı. Boşanma olayları çok
nadir görülür ve mutlu bir hayat yaşanırdı.
Gençler yaşlıların yanında ayak bacak uzatmaz, laubali konuşmaz, gayet ciddi
olmaya özen gösterirlerdi. Erkeklerin saç uzatması, kendinden daha yaşlıların
yanında başını açmaları bile çok ayıp ve saygısızlık sayılırdı. Bu konu ile
ilgili yaşanmış örnek bir hatıra; Niyazi Alkan Ankara’da bir mahkemeye girer
ve hakim; “Bu ne vaziyet böyle başında şapka falan” diye azarlayınca Niyazi
Alkan; “Hakim bey, bizim memlekette bir büyüğün yanına girerken ceketinin önü
iliklenir, üstüne başına düzen verilir, başındaki şapka düzeltilir ve öyle
girilir, bizde büyük yanına başı açık girmek ayıptır” diyince, hakim ses
çıkarmaz.
Eskiden kim olursa olsun birinin kapısına varıp, “Misafir kabul eder misiniz?”
denildiğinde hemen “buyur” denilirdi. Köy oturma odasında misafir için
yatak-yorgan bulunur, misafirin hayvanı için de oturma odasının altında ahır
vardı. Camiye günde üç öğün yemek çıkar, yemeği gelen misafir, köy imamı,
korucu ve köyün ihtiyarları oturarak beraber yerlerdi. Bu adet halen köyümüzde
devam etmektedir.
Cenaze ve bayramlarda cemaatin durumuna göre herkes sofra çıkarır, gelen
misafirler ağırlanırdı. Bugün cenazelerde yemek; köy derneği adına çıkıyor.
Bayramlarda ise yemek çıksa da eski rağbeti görmüyor.
Fırından taze ekmek çekince, “kokar, günah” diye yakında olan, yoldan geçen
kimselerin önüne geçilir, taze ekmekten ikram edilirdi. Somun ekmeğinin
yanında birkaç tane pide yapmak da geleneklerimiz arasındaydı. Her ekmekte bir
sonraki ekmek için maya saklanırdı.
Kandil günlerinde gözleme ve helva yapılır, gözlemeleri komşular birbirlerine
dağıtırlar, öğle ezanından sonra da bir tabağa basılmış helva ile birkaç
gözleme camiye gönderilir, orada açılmış bir yaygı üzerinde birbirine
karıştırılarak tekrar birer miktar helva getirenlere verip diğer kısmı da
köyün fakirlerine dağıtılırdı.
1970’li yıllardan önce 20 kişiden fazla aileler vardı. Evin en yaşlısı evi
yönetir, ona asla itiraz olmazdı. Evlerde ocakbaşı denilen ve ateşe yakın
yerlere kaba minderler konur, evin en yaşlısı o minderlere otururdu. Eve bir
misafir geldiği zaman, “ocakbaşıya” misafir buyur edilirdi. Ocakbaşı en yüksek
makam olarak kabul edilir, misafir ve yaşlılar dururken oraya oturanlar için,
onları aşağılayıcı hikâyeler anlatılırdı.
Yabancı köylerden alınan gelinlere ismiyle çağrılmaz, köyünün ismiyle
çağrılırdı; Hacılarlı, Salurlu, Geçitlerli vb.
Çok eski yıllarda kadınlar kavga ederlerken birbirlerine karşı küfretmez;
“Kötü garı, küllüğe küllü garı, cemberi isli garı” gibi sözler söylendiği
ifade edilirdi.
|