|
 |
BİLİŞİM TARİHİ -1 |
Gelinen noktaya bakıp ta dünya ne kadar küçüldü demek, en küçük bilgiye bir
click kadar yakın olmak hiçte öyle sanıldığı kadar basit ve rahat olmadı.Bazen
küçük bir hayalin peşinde bazen de içine düşülen zorlukların üstesinden nasıl
gelirizin araştırması yapılırken ulaştı teknoloji bugünlere.
İsterseniz elektronik haberleşmenin temel taşlarından başlayarak günümüze
kadar akan süreci hatırlayalım. İlk elektronik haberleşme sistemi olarak kabul
edilen Morse Telgrafı ile başlarsak sanırım yanlış yapmamış oluruz.
Mucit her şeyden önce inançlı kişidir. Dehasına çılgın bir güven vardır ve
hatta bir rakibin başarısı bile kendisinin yanlış yolda olduğuna inanması için
yeterli değildir. Öyle ki, Chappe şebekesi kurulup işletilmeye başlandığı
halde, optik telgrafın en iyi yol olmadığına, ses ve elektriğe dayanılarak
daha verimli sonuçlar alınabileceğine inananlar, kanılarına uygun
araştırmalarını sürdürmeye devam ettiler.Özellikle elektrikli telgraf birçok
muciti meşgul etmekteydi. Çünkü gece ve sisten etkilenmeyişi, düzenli
kullanılmasını ve güvenilir bir araç olmasını sağlayacak bulunmaz bir
nitelikti. Böyle düşünenlerin başında Georges Lesage (1724-1803) gelmekteydi.
Meydana getirdiği her biri alfabenin bir harfini yollayan 24 tellik makineyi
1774'te denemeye koydu. Ucuna bağlanan bir elektrostatik makineyle
elektriklenmiş olup öbür uçta bulunan ufak bir topu itmekteydi. Bu sistem
değişik şekiller altında Fransa'da Lomond, Almanya'da Reiser, İspanya'da
Bettancourt, sonra da Salva tarafından denendi.
Bundan ilk yararlanmasını bilen Bavyeralı bilgin Soemmering oldu. Onun da
makinesinde Lesage'inki gibi 24 hat vardı ve bunların her birinin karşı ucu
bir voltametreye bağlı duruyordu. Gönderilen harfler, o harflere karşılık olan
voltametrenin içinde meydana getirdiği baloncuklardan anlaşılıyordu. Makine
henüz işe yarayamayacak ilkellikteydi ve kullanılır hale gelmesi için daha
birçok icatların yapılmasını beklemek gerekti.
Bu buluşlar 1819 -1833 yılları
arasında yapılan elektrodinamik konusundaki icatlardır. Bu alanda Oersted.
Ampere ve Faraday gibi büyüklerin adları duyuldu. Bu kişilerin araştırma ve
icatları sayesinde telgrafçılar elektro-mıknatıs gibi kımıldayan toplarla ya
da pilde oynaşan baloncuklarla kıyaslanmayacak duyarlıkta bir araç elde
ettiler. Mıknatıs konusunda araştırmalar da yapmakta olan büyük Matematikçi
Gauss, Fizikçi Weber'le birlikte 1833'te Goetingen'de bu ilkeyle işleyen bir
elektrikli telgraf istasyonu kurdu. Bu alıcı aynalı bir galvanometre olup
mesajları yansıyan ışıklar şeklinde alıyordu. Bu ilkeyi Gauss ve Weber'le aynı
zamanda başkaları da kullanmaktaydılar: Rusya'da Schilling, (1786-1837),
İskoçya’da Ritchie ve Alexander,İngiltere'de, Schilling'in deneylerini izlemiş
olan Cooke adlı bir öğrenci Charles Wheatstone (1802-1875) adlı bir bilginin
yardımıyla 1837'de kadranlı bir telgraf imal etti. Bunda harfler
galvanometrenin beş iğnesiyle gösterilmekte ve bu iğneler vericinin
maniplesine aynı sayıda telle bağlı bulunmaktaydı.
Almanya'da, Münih Üniversitesi
fizikçisi Cari Steinheil (1801 -1870) pilin yerine iki yönde akım veren bir
endüktör kullandı. Ve bu iki akımı bir elektromıknatısın üzerine uyguladı.
Makine gerektiği gibi işletildiğinde, alıcıda elektromıknatısların karşıtlı
sapmaları görülüyordu. Bunlara birer kalem bağlanıp önünde bir kâğıt şerit
çevrildiğinde, kâğıda şekiller çizilmekte ve bunlar önceden tespit edilen
kodlarla yorumlanabilmekteydi. 1837-1838 yıllarında Steinheil bunu bir millik
uzaklıkta denedi. Cooke'unkine olan üstünlüğü tek telle işlemesiydi ve akımın
dönüş teli de kaldırılmıştı. Mucit-bilgin toprağın dönüş iletkenliği görevini
yapabileceğini bulmuştu. Amerika'da telgrafçılık alanına atılan kişi bir
öğrenci ya da bir bilim adamı değil, ünlü bir ressam oldu: Samuel Morse. 27
Nisan 1791'de dünyaya gelmişti. O da Fulton gibi sanata İngiltere'de ve
Benjamin West'in desteğiyle atılmıştı. Yoksulluk ve türlü mutsuzluklarla geçen
yıllardan sonra A.B.D.'nin resmi ressamı olmuştu. Tumturaklı ve usta
fırçasıyla ülkesinin önemli tarihi olaylarını tuvale aktarmaktaydı. Bundan
başka Washington, La Payette, Monroe gibi ünlü general ve siyaset adamlarının
portrelerini yapmıştı. Öyle ki, 1829'da Fransa'ya geldiğinde bir ünlü kişi
sıfatıyla akademi artistleri ve siyaset adamları tarafından karşılandı.
Bununla
birlikte adını ölümsüzleştirecek olan hikâyesi, 3 yıl sonra Amerika'ya dönmek
üzere bindiği Fransız gemisi Sully'de başladı. Orada, öğrenimini Fransa'da
yapmış olup belki de hatıra diye ülkesine bir elektromıknatıs götürmekte olan
vatandaşı genç kimyacı Charles Jackson ile tanıştı. Bu araç hakkında gemide
yapılan tartışmalar Morse'un ilgisini çekti. Ancak, bir ressamdan
beklenmeyecek kadar bu konulara yakınlığı olsa gerekti ki, geminin kaptanına
gerçek bir kehanet diye niteleyebileceğimiz şu sözleri söylemişti:
"Kaptan, günün birinde telgraftan dünyanın harikalarından biri diye söz
ettiklerini duyarsanız, onun 13 Kasım 1832'de Sully'de icat edildiğini
hatırlayın."
Havadan bir söz mü? Sanatçı düşleri mi? Bunları söyleyemeyiz. Çünkü 1837'de,
İngiltere'de Cooke ve Wheatstone, Almanya'da Steinheil, kendi icatları olan
telgrafların beratlarını alırlarken, New York'ta resim sanatı profesörü olan
Morse da aynı formalitelerle meşguldü. Makinesi kısa bir süreden beri birçok
ülkede kullanılanlara benzer bir mekanizmaya sahipti: Dokunulduğunda
elektriklenip devreyi kapatan eksenli bir maniple, alıcıdaysa elektromıknatıs
tarafından çekilen oynak bir armatür ve bunun bir kâğıt şeridi üzerinde
bıraktığı izler... Çalışmalarına Mühendis Alfred Vail da katılmış ve mucite
bazı çok yararlı bilgiler vermişti. Bunlardan en önemlisi bugün Morse
dediğimiz alfabe konusuyla ilgili olanıdır. Morse telgrafını dünyanın çok kısa
bir sürede benimsediği ve fabrikatörlerin imal etmek için birbirleriyle yarışa
başladıkları sanılmasın. Gerçekten, Cooke-Wheatstone ya da Steinheil'inkinden
belli üstünlükleri yoktu. Kaldı ki bir ressamın, bilginlerin alanına burnunu
sokmasını kimse hoş karşılamıyordu, İngiltere işi teknisyenliğe döküp zavallı
Cooke'u uzaklaştırmış olan Wheatstone'dan başka kimseye güvenmeye niyetli
görünmüyordu. Almanya da yalnız Steinheil'i tutmaktaydı, Fransa ise hâlâ
Chappe'dan vazgeçmiyordu. Morse'a da başkent başkent dolaşıp hükümetlere,
icadıyla ilgilenmeleri için dil dökmek kalıyordu. 1848'de İngiltere'deki
birçok demiryolu şirketi Wheatstone'un sistemini uygulamaya başlamıştı bile.
Ve yalnız ulaşımda kullanmakla yetinmeyip halkın hizmetine de sunmuşlardı. Öte
yandan Bavyera'da Steinheil, Prusya'da karmaşık ve güç bir sistem olan Siemens-Halske
kullanılmaktaydı. Avusturya, Wheatstone'un bir değişik şekli olan Bain
sistemini kabul etmiş. A.B.D.'deyse Morse, Senato'yu sonunda ikna edebilmiş ve
Meclis, Washington-Baltimore arasında (64 km.) bir hat kurulması için 30.000
dolarlık kredi verilmesini kabul etmişti. Bu kararın tarihi, deneyin de
yapıldığı 24 Mayıs 1844' tür. Morse, jüri ve davetlilerle birlikte
Washington'da bulunuyordu. Vali ise Baltimore'daydı. Genç bir kız İncil'i açtı
ve şu başlığı okudu: "Tanrı neyi yarattı?" Morse, Baltimore'a bu cümleyi
iletti ve Vail derhal aynı şeyleri geri gönderdi. Karşılığın çabukluğu
inançsızların duraksamalarını bir anda sildi ve Baltimore'dan bir ailenin,
telgrafla akrabalarına sağlık haberini göndermesi üzerine taşkın heyecan
gösterilerine dönüştü. Morse'un kaderi yeni bir şekil almıştı. Elbette, her
büyük icattan sonra olduğu gibi aleyhine üst üste davalar açılacaktı, ama
mucit başardığına ve zamanın kendi lehine çalışacağına emindi. Morse'un
karşılaşacağı en büyük güçlük, kendisinin de tahmin ettiği gibi, kurulmuş olan
tesisleri yıkmaktı. Gerçekten uygar ülkelerin çoğunda telgraf bir süreden
beridir işlemekteydi, öyle ki, büyük masraflarla meydana getirdikleri
tesisleri, yeni bir makine için bozmaya hiç biri niyetli görünmüyordu.
Steinheil değerli bir bilgin olduğu kadar mert karakterli bir insandı.
Rakibinin sistemine ilk katılan o oldu. Böylece Alman şebekesi Morse'la
donatıldı ve 1850'de 2.400 km.'yi aştı. Hollanda şebekesi 1845'te ve Morse'un,
Wheatstone'u güçlükle yendiği Belçika şebekesi de 1847'de açıldı. Aynı tarihte
fizikçi ve siyaset adamı Carlo Matteuci (1811-1868) İtalya'yı önce kadranlı
bir makineyle, sonra Morse'la bu devreye kattı. Onu 1850'de Rusya, 1852'de
İsviçre, 1845'te İspanya izlediler. Ya Fransa? Geleneksel Chappe'a sıkı sıkı
sarılmış olan hükümet ve yöneticiler elektrikli telgrafın ateşli
taraftarlarının şiddetli yermelerine inatla karşı koymaktaydılar, İngiltere'de
Wheatstone'un, Bavyera'da Steinheil'in sistemleri güzel güzel işliyor,
Amerika'da Morse'un New York-Baltimore hattının başarısının yarattığı
heyecanın yankıları ta oradan duyuluyor ve Fransa durmuş, Chappe kulelerini
geliştirmeye bakıyordu. Bu utanç verici gecikmeye şiddetle dikkati çeken Arago
oldu. Bu konuda nasıl olduysa, demiryolundakinden daha sağduyulu bir davranışı
benimsemişti. Böylece, 1844 yılında, Paris-Rouen arasına bir deneme hattı
çekilmesi için 240.000 franklık bir kredi verilmesi kabul edildi ve işlerin
yönetimine Mühendis Louis Breguet (1804-1883) atandı.
Paris-Rouen hattını kurmakla görevlendirilen Breguet'nin her şeyden önce çetin
bir sorunu çözümlemesi gerekiyordu. Telgraf idaresi müdürü Alphonse Foy,
servislerinin bu faaliyete yardımcı olmalarını ilke olarak kabul etmekle
birlikte, kurulacak istasyonun, Chappe'ın işaretlerini vermesini şart
koşuyordu. Breguet bu kalın kafalıyla mücadeleden yılmadı ve onu, iğneleri
Chappe'ın hareketlerini tekrarlayan bir kadranlı makine göstererek kandırdı.
A.B.D. telgraf telleriyle örülüyordu. Bunların uzunluğu 1855'te 45.000 km.'yi
bulmuştu. İngiltere dışında Avrupa ve dünyanın çoğu ülkeleri Morse
makineleriyle donanmıştı. Yaşlı mucit hayatının son yıllarında üne, huzura ve
servete kavuşmuştu. Kendisine bir ata gibi saygı gösteriliyor, madalya ve
onurlar veriliyor, akademiye seçiliyor, kendi heykel -anıtının açılış
töreninde bulunuyordu. 2 Nisan 1872'de öldüğünde adı, bir özel ad olmaktan
çıkmış, cins 'isim' olarak sözlüklere girmişti.
Bir
sonraki yazımızda telefon makinesi ve onun mucidi Alexander Graham BELL’i
tanıyacağız. 04 Eylül 2008
Ramazan YALÇIN
r.yalcin@bilgisara.com.tr
bilgisara@hotmail.com
GERİ
|