SAMAT

KÖYÜ

GEREDE

 BOLU

Dünyaya

Açılan

İlk ve Tek

Pencereniz

Anasayfa    Foto Galeri   Ziyaretci Defteri  Sohbet  Haber Arşivi  İletişim  

Giriş Sayfan Yap

Ana Menü

 Ana Sayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Coğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 


 

 EDİTÖR         Yaşar DİNÇ      

              

SAMAT’DA BAHARI YAŞAMAK

                    Bahar  deyince,  insanın  içinin  kıpır  kıpır  olduğu,  yaşamın  daha  keyifli  bir  hale  geldiği  sevinç  ve  umudun  yüreğimizi  kapladığı  bir şey  gelir  akla.  Ancak  bütün  bunları  yaşamak  için  de  baharda  Samat Köyünde   olmak   tabi ki bir de  çocuk  olmak  gerekir.  Baharı  şehir  hayatında   çok  yapay  da  olsa yaşadığımız şu  günlerde köyde olmak köyde baharı yaşamak farklıdır bence. 

                  Beton  yığınları  ve  trafik  illetinden  sıyrılıp,  cafcaflı  ve  şaşaalı  şehir  kalabalığından  uzaklaşıp  şu  güzelim  baharın  gelişini müjdeleyen  güzelliklerle   baş başa  bulunmak ve     köyümde  olmak  vardı  diyorum  hep  içimden.  Sanki  tabiat  kış  uykusundan  uyanıp  da  çeşitli  renklere  bürünmeye  başladıkça içimizdeki  gurbetin  rengi de  beraberinde  yavaş  yavaş  belirmeye  başlıyor. 

                Bembeyaza  bürünen  köyümüzün  karları  eridiğinde  bahar  gelir  bizim  ellere.  Başlayan  ilkbahar  mevsiminde karlar  tam  anlamıyla  kalkar, tabii en sonda Sakartepe’den . Kuşlar böcekler gün yüzüne çıkar.  Dağlar mı çok  büyüktü  biz mi  çok  küçüktük  bilemem  ama  git  git bitmezdi  o  taşlı bozuk yolu. Yolun  sonu  ise  mutlulukla  biterdi  tabii ki.  Biz  köy çocukları için bu yerlere çıkmak ayrı bir zevk, ayrı bir keyifdi. İşte  böyle  bir  mevsimde  Samat köyünde olacaksın   ve  gerçekten  yaşadığını  hissedeceksin.  Şöyle  temiz  havayı  soluyarak  derin  bir  uyku  uyuduktan  sonra,  börtü  böceğin  uyandığı  kar  sularının  eriyip  ağaçlara  yürüdüğü,  ağaçların  tomurcuklandığı  bir  köy  sabahına  horozların  ötüşüyle, kuş sesleri ile uyanacaksın.  Şöyle  bir  kapıya  çıktığında  ise  bulunduğun  yerin,  zamanın  ve  mekanın   farkına   varacaksın  ve  hatta   yaşadığını  var  olduğunu  hissedeceksin  o  an.   Hemen  ardından  da  raf  ömrü  birkaç  ay  ile  sınırlı , o  yapay  tatlandırıcılarla  yoğrulmuş  sahte  ürünlerden  ırak,   hakiki   köy   mutfağından   taze  sütü,   peyniri,  kaymağı,  yumurtası fırında  közlenmiş patatesler  ve  bir de  sıcacık  taze  köy   ekmeği  ile kahvaltını da  yaptın  mı,   sonra  çık  dışarı , okul önüne, Kayabaşına, Aşağıcayır’a yada Taşbaşına  koş  koşabildiğin  kadar…Kim  tutar  seni  bu  enerji  ile.  Kırlara  açılmak,  o  toprağın  misk-i  amber  kokusunu  doya   doya  içine  çekmek, Topçamlarda, Çalbayırı ve diğer tepelerde  yamaçlarda  gezmek,  koşmak…  Baharın  tüm  azameti ve  haşmetiyle  merhabalaştığı  şu  günlerde  bakanlara  nazire  yaparcasına  toprağın  altından  yavaş  yavaş  gün  yüzüne  çıkmanın  verdiği  endamla  hava  ve  güneşin  ziyalarıyla  bütünleştiği  o  anları  seyretmek  vardı  şimdi  köyümde.  Kırları  çeşit  çeşit  renklerle  bezeye  bezeye  rüzgarların  okşamasıyla  nazlı  nazlı  bir  o   yana  bir  bu  yana  sallanan  o  güzelim  kır  çiçeklerinin  kokusunu  kana  kana  içine  çekmek  vardı  şimdi  bizim  köyde.   Bizler Samat köyünde  çocuk  iken   bahar  deyince  akla  ilk  gelen  şeylerin  başındaydı  o  güzelim  çiğdemler papatyalar gelİncikler hepsi ayrı bir güzel hepsi ayrı bir anlam taşırdı bizlerde. Hele   içlerinde  mor  bir  çeşit  vardı ki,  kızlar  o  çiçeklerle    taç  yapmaktan  büyük zevk  alırdı. Bahar  deyince  biz  köy  çocuklarının  ilk  aklına  gelen şey  kırlardan  o güzel manalar yüklediğimiz çiçekleri   toplamak  olurdu  elbet. Kızlar için papatya  ve  o mor çiçekleri toplamak  öyle  tutup ta  bir  çiçeği  yolarcasına  koparmak  değildi elbet,  onunda  kendine  göre  bir  adabı  kızlarında   kendine  göre  bir  hazırlığı olurdu. Onları büyük bir zevk ve incelikle toplarlar sonra ise kendilerine desen desen taç yapar takarlardı saçlarına.

                          Kırlara  doğru  dönsen  bir  başka  güzel,  Sakartepe’ye  çıksan  bir  başka  güzel,  yol  boyundaki  yeşermiş  tarlalara  doğru  yürüsen  daha  da  başka    güzel  köyümün  kokusu  bahar  olunca .

                          Bizler   köyde  çocuk  iken,  nerede farklı  bir  ot  bile  görsek,  hemen uzanıp onu  koparmak  yerine  önce  diğer  arkadaşlarımızı  da  çağırarak  keşfettiğimiz  şeyi  onlarla   paylaşıp daha  sonra  hep  birlikte  harekete  geçmenin  zevkini  yaşardık.  Oysa  şimdilerde  aynı o  köyde,  birileri  güzel  şeyler  yapmak  istediğinde  ne  o eski ekip  ruhunu  görebiliyorum  ne  de  paylaşmanın   zerresini.  Hatta, güzel bir şeyler  yapmaya  çalışanlar  olduğunda,  ya  konuya  başka  bir  anlam  yüklemeye  ya da  başka  yerlere  bağlamaya  çalışılıyor. Ve ya,    acaba   bu  işin  neresinden  köstek  olsak  diye  düşünülüyor  ne  yazık  ki.  Oysa    bütün  bu  olumsuzluklar  için  harcanan  enerji  paylaşım ve  destek  amaçlı  kullanılsa    köyümün  güzel  insanları  tarafından,   o  zaman  her şey  çok  güzel  olacak. Yine   de  umut  var,  o  hep  olmalı.

                        Dönelim  biz  Samat Köyünde baharı   hatırlamaya;  Bütün  bunların  yanı  sıra,  kendi  dünyalarında  bahar  sevincini  yaşayan   güzelim o  kuşların,    yalın  ve  melodik  ötüş  sesleri  de   eklenince  gel  de  özleme  köyde  bahar  aylarını.  Baharın  gelişi  biraz  da  kendine  gelmektir   doğada,  hazırın  tükenip  bittiği  yeniden  birikim  yapma  zamanının  geldiğinin  de  habercisidir.   Her  köyde  olduğu  gibi  bizim  köyde  de  böyledir  aslında.  Hal  böyle  olunca  semanın  arza   merhabası  olan,  muhteşem  doğa  olayı  ve  yüreklerin  bereketi  yağmurun  kendini  toprağın  kucağına  bırakması  vardır  ya  hani.  Bir  dokunuşuyla can  bulur  tüm  doğa,  filizlenir  ağaçlar,  yeniden  dirilir  alem   o  rahmetle.  Bir  hoş  eder  insanın  ciğerini,  öyle  ki  nefes  yolları  ırmak  gibi  olup  çağlar  adeta.  Gelmesi  beklenen,  özlenen,  bekleyenin  beklediği  gibi  gelir  yağmur  Samat köyüne  bahar  aylarında. Sesiyle  gelir  yağmur,  insanın  sesi  kesilir  ve  sessizliği  başlar  o  an.  Dinlersin  huzurun sesini.  Yere  her   değdiğinde  farklı  bir  sestir, kulağı  çınlatır.  O melodilerin  en  güzelidir  aslında.

                      Ömrünüzün  her  bir  günü  baharda  köyümüzde açan  çiçekler  kadar  güzel   geçsin  ama şehir hayatının stresinden dünya telaşından kurtulup bir günlük de olsa bir haftalıkta olsa köye gelip bizlerin çocukken yaşadığı o duyguları o sevinçleri mutlaka bizde çocuklarımıza  yaşatalım köyde ki baharı, sakın başka baharlara demeyelim her baharın kendine has güzelliği var elbet Samat Köyünde  . Her şey gönlünüzce  olsun.

                                                                                                           22 Mayıs 2008

 

                                                                 GERİ