|
SAMAT’DA BAHARI YAŞAMAK
Bahar deyince, insanın içinin kıpır kıpır olduğu, yaşamın daha
keyifli bir hale geldiği sevinç ve umudun yüreğimizi kapladığı bir
şey gelir akla. Ancak bütün bunları yaşamak için de baharda Samat
Köyünde olmak tabi ki bir de çocuk olmak gerekir. Baharı şehir
hayatında çok yapay da olsa yaşadığımız şu günlerde köyde olmak köyde
baharı yaşamak farklıdır bence.
Beton yığınları ve trafik illetinden sıyrılıp, cafcaflı ve şaşaalı
şehir kalabalığından uzaklaşıp şu güzelim baharın gelişini müjdeleyen
güzelliklerle baş başa bulunmak ve köyümde olmak vardı diyorum hep
içimden. Sanki tabiat kış uykusundan uyanıp da çeşitli renklere
bürünmeye başladıkça içimizdeki gurbetin rengi de beraberinde yavaş
yavaş belirmeye başlıyor.
Bembeyaza bürünen köyümüzün karları eridiğinde bahar gelir bizim
ellere. Başlayan ilkbahar mevsiminde karlar tam anlamıyla kalkar, tabii
en sonda Sakartepe’den . Kuşlar böcekler gün yüzüne çıkar. Dağlar mı çok
büyüktü biz mi çok küçüktük bilemem ama git git bitmezdi o taşlı
bozuk yolu. Yolun sonu ise mutlulukla biterdi tabii ki. Biz köy
çocukları için bu yerlere çıkmak ayrı bir zevk, ayrı bir keyifdi. İşte
böyle bir mevsimde Samat köyünde olacaksın ve gerçekten yaşadığını
hissedeceksin. Şöyle temiz havayı soluyarak derin bir uyku uyuduktan
sonra, börtü böceğin uyandığı kar sularının eriyip ağaçlara yürüdüğü,
ağaçların tomurcuklandığı bir köy sabahına horozların ötüşüyle, kuş
sesleri ile uyanacaksın. Şöyle bir kapıya çıktığında ise bulunduğun
yerin, zamanın ve mekanın farkına varacaksın ve hatta yaşadığını
var olduğunu hissedeceksin o an. Hemen ardından da raf ömrü birkaç
ay ile sınırlı , o yapay tatlandırıcılarla yoğrulmuş sahte ürünlerden
ırak, hakiki köy mutfağından taze sütü, peyniri, kaymağı,
yumurtası fırında közlenmiş patatesler ve bir de sıcacık taze köy
ekmeği ile kahvaltını da yaptın mı, sonra çık dışarı , okul önüne,
Kayabaşına, Aşağıcayır’a yada Taşbaşına koş koşabildiğin kadar…Kim tutar
seni bu enerji ile. Kırlara açılmak, o toprağın misk-i amber
kokusunu doya doya içine çekmek, Topçamlarda, Çalbayırı ve diğer
tepelerde yamaçlarda gezmek, koşmak… Baharın tüm azameti ve haşmetiyle
merhabalaştığı şu günlerde bakanlara nazire yaparcasına toprağın
altından yavaş yavaş gün yüzüne çıkmanın verdiği endamla hava ve
güneşin ziyalarıyla bütünleştiği o anları seyretmek vardı şimdi
köyümde. Kırları çeşit çeşit renklerle bezeye bezeye rüzgarların
okşamasıyla nazlı nazlı bir o yana bir bu yana sallanan o
güzelim kır çiçeklerinin kokusunu kana kana içine çekmek vardı şimdi
bizim köyde. Bizler Samat köyünde çocuk iken bahar deyince akla ilk
gelen şeylerin başındaydı o güzelim çiğdemler papatyalar gelİncikler
hepsi ayrı bir güzel hepsi ayrı bir anlam taşırdı bizlerde. Hele içlerinde
mor bir çeşit vardı ki, kızlar o çiçeklerle taç yapmaktan
büyük zevk alırdı. Bahar deyince biz köy çocuklarının ilk aklına gelen
şey kırlardan o güzel manalar yüklediğimiz çiçekleri toplamak olurdu
elbet. Kızlar için papatya ve o mor çiçekleri toplamak öyle tutup ta bir
çiçeği yolarcasına koparmak değildi elbet, onunda kendine göre bir
adabı kızlarında kendine göre bir hazırlığı olurdu. Onları büyük bir
zevk ve incelikle toplarlar sonra ise kendilerine desen desen taç yapar
takarlardı saçlarına.
Kırlara doğru dönsen bir başka güzel, Sakartepe’ye çıksan bir başka
güzel, yol boyundaki yeşermiş tarlalara doğru yürüsen daha da
başka güzel köyümün kokusu bahar olunca
.
Bizler köyde çocuk iken, nerede farklı bir ot bile görsek, hemen
uzanıp onu koparmak yerine önce diğer arkadaşlarımızı da çağırarak
keşfettiğimiz şeyi onlarla paylaşıp daha sonra hep birlikte harekete
geçmenin zevkini yaşardık. Oysa şimdilerde aynı o köyde, birileri
güzel şeyler yapmak istediğinde ne o eski ekip ruhunu görebiliyorum
ne de paylaşmanın zerresini. Hatta, güzel bir şeyler yapmaya
çalışanlar olduğunda, ya konuya başka bir anlam yüklemeye ya da
başka yerlere bağlamaya çalışılıyor. Ve ya, acaba bu işin
neresinden köstek olsak diye düşünülüyor ne yazık ki. Oysa bütün
bu olumsuzluklar için harcanan enerji paylaşım ve destek amaçlı
kullanılsa köyümün güzel insanları tarafından, o zaman her şey çok
güzel olacak. Yine de umut var, o hep olmalı.
Dönelim biz Samat Köyünde baharı hatırlamaya; Bütün bunların yanı
sıra, kendi dünyalarında bahar sevincini yaşayan güzelim o
kuşların, yalın ve melodik ötüş sesleri de eklenince gel de
özleme köyde bahar aylarını. Baharın gelişi biraz da kendine
gelmektir doğada, hazırın tükenip bittiği yeniden birikim yapma
zamanının geldiğinin de habercisidir.
Her köyde olduğu gibi bizim köyde de böyledir aslında. Hal böyle
olunca semanın arza merhabası olan, muhteşem doğa olayı ve
yüreklerin bereketi yağmurun kendini toprağın kucağına bırakması
vardır ya hani. Bir dokunuşuyla can bulur tüm doğa, filizlenir
ağaçlar, yeniden dirilir alem o rahmetle. Bir hoş eder insanın
ciğerini, öyle ki nefes yolları ırmak gibi olup çağlar adeta.
Gelmesi beklenen, özlenen, bekleyenin beklediği gibi gelir yağmur
Samat köyüne bahar aylarında. Sesiyle gelir yağmur, insanın sesi
kesilir ve sessizliği başlar o an. Dinlersin huzurun sesini. Yere
her değdiğinde farklı bir sestir, kulağı çınlatır. O melodilerin en
güzelidir aslında.
Ömrünüzün her bir günü baharda köyümüzde açan
çiçekler kadar güzel geçsin ama şehir hayatının
stresinden dünya telaşından kurtulup bir günlük de olsa bir haftalıkta olsa
köye gelip bizlerin çocukken yaşadığı o duyguları o sevinçleri mutlaka bizde
çocuklarımıza yaşatalım köyde ki baharı, sakın
başka baharlara demeyelim her baharın kendine has güzelliği var elbet Samat
Köyünde . Her şey gönlünüzce olsun.
22 Mayıs 2008
GERİ
|