SAMAT

KÖYÜ

GEREDE

 BOLU

Dünyaya

Açılan

İlk ve Tek

Pencereniz

Anasayfa    Foto Galeri   Ziyaretci Defteri  Sohbet  Haber Arşivi  İletişim  

Giriş Sayfan Yap

Ana Menü

 Ana Sayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Coğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 


 

Yunus Baki KOÇAK

 

Taklidi Namaz - Gerçek Namaz       

       Kıldığımız namazların büyük çoğunluğunda taklidi (namazı) yaşamaktayız. Namazın bu şekilsel hali dahi insana madde ve mânâda birçok nimetler getirir. Taklidi namazı aksatmadan kılanlar, sonuçta gönüllerinin huzur ve huşu ile dolduğunu hissederek yüceldiğini görecekler. (Namazın Sırları (36) Namaz gözlerimizi dinlendirir, göz rahatlar. Eklemleri, vücut organlarını dinlendirir, sağlığa kavuşturur. Kalp çalışmasını düzenler. Namaz kılanlarda elektromanyetik etkiler sonucu hissettikleri huzursuzluklara rastlanmaz. Namaz dünya telâşının hırçın etkilerinden kurtarır. Stres olmaz, vesvese olmaz. Namaz kılanın ahlâkı güzelleşir. Gurur, nefret, kin, riya, yalan hastalıklarından kurtulur. Ve namaz insanı gerçek kulluğa yükseltir.

       Taklidi namazda bile böylesine derin hikmetler, inanan insanı ilahi potada erite erite Rabbinin huzuruna layık bir şekle hazırlar. (35–42)

       Taklidi namaz bile gururu törpüledikçe, (Allaha) teslimiyete (götürür). Karaktere işledikçe nefis sönmeye, gönül (aynası) açılmaya başlar. Kul artık daha huzurlu namaz kılmaya başlar. Şüphesiz namazın yücelmesi, (insanı Allah’a yaklaştırması) merhale merhale gerçek namaza yaklaşımdır.

       Namaz Allaha karşı tam kulluktur. Eğer namazı gurur vesilesi yaparsak, nefsimize namaz görüntüsünde tapmış oluruz. Namaz kılan her gün adım adım tevazu’a ulaşacaktır. (42–44)

       Gerçek namaza aday olan kimse, nefis dâhil varlığını bütünü ile imanın ihlâs ve sıdk potasında eritir. Arınmış olan nefis, beden, ruh ve gönülle birlikte ilahi huzurda zevke ulaşır. Böyle bir kimse namazda her ayeti ve zikri okurken onun sırrını adeta yaşar. Gerçek namaza duran kimse “Allâh-u Ekber” deyince artık derisini yüzseniz fark etmez.

       Gerçek namazda Sübhânekeyi okumak Allah cereyanının düğmesini çevirmektir. Sübhânekeyi okuyunca dev bir manyetik alana düşen demir tozuna döner. Âlemlerin Rabbi olan Allaha hamd olsun dediğin zaman, bunun sırrı gönüldeki bir merkezden tüm benliğimize öylesine yayılır ki, o anda “Âlemlerin Rabbi” kavramını tümüyle hissederiz. Toprağı minicik canıyla delip çıkan çimenin Allaha niyazı içimizde hissedilir.

       Atom çekirdeğinin etrafında bir Mevlevi dervişi gibi dönen elektronları bir mânâda seyreder. “O Rahman ve Rahimdir” dediği zaman, evrendeki bin bir renk ve ahenk gönül penceresinden seyredilir. Teneffüs ettiği havada kendine zikirle yaklaşan molekülleri ve vücudundaki hücrelerin ibadet zevkini duyar. “Mâliki yevmiddin” derken Rabbine karşı mahşerde vereceği hesabın idrakini taahhüt eder. “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” derken; ruh, gönül, beden ve nefisle birlikte teslim olduğumuz ilahi kompütür ekranında ince bir süzgeçten geçirilir. Burada ihlâs sahibi isek Cenâb-ı Hak bize “Dile benden ne dilersen” buyurur. Bundan sonraki sıratı müstakim ayetini okurken perde perde sıratı müstakimin derinliklerine iner. Bu caddede mekân tutmuş “Asrı Saadet” ve İslam büyüklerinin değişik hallerini seyreder. Mekândan mekâna geçer. Ondan sonra okuyacağı zammı sûrede ise okuduğu sureyi aynen yaşar. Mesela “Fil” sûresini okumuşsa, Ebrehe’nin ordusunun nasıl perişan olduğunu seyreder. Bunlar ilahi sevdaya yakalanmış gerçek mü’minlerin motifleridir.

       Bu ilahi azâmet karşısında mü’min rükû’a varır ve Azametine sınır olmayan Rabbini tüm noksanlıklardan tenzih ve tesbih eder. Hamdin yalnızca Allaha mahsus olabileceğini söyleyip, Cennetin kapılarını açarak Cennetleri seyreder. Secdeye vardığında sonsuz güzellikler ve mükemmellikler karşısında Rabbini tenzih eder. Oturuşta ise va’d edilen mi’râcı beklemeye başlar. Salavâtı Şerifeleri okurken kalbinde “Muhabbeti Muhammedi” belirir. Hz. İbrahim’i anınca kulluk şuuruna kavuşur ki Hz. İbrahim gibi ateşe atsanız yanmaz. Kul artık “Mi’rac Namaza” hazırdır. Mi’rac ise bir Fahr-i Kâinat saltanatıdır. Böyle bir kişiye Resulullahtan söz açsanız gözü ve gönlü yaşlarla dolar ve titremeye başlar. Ve her an Resulullahı seyredebilmek için tam bir teslimiyet içindedir. Hatta ilâhi tecelliden gönlüne mana okları saplandıkça acı yerine zevk duyar. Mânâ âleminde de nefis, gönül ekranından tüm arzu ve isteklerini çeker. Benlik kaygısından sıyrılır ve ilahi tecelli başlar. (Namazın Sırları 45–55) (Ayrıca; Fusûs ül Hikem 339-340)

                                                                                                                                      16 Şubat 2008
 

GERİ