Taklidi Namaz - Gerçek Namaz
Kıldığımız namazların büyük çoğunluğunda taklidi
(namazı) yaşamaktayız. Namazın bu şekilsel hali dahi
insana madde ve mânâda birçok nimetler getirir.
Taklidi namazı aksatmadan kılanlar, sonuçta
gönüllerinin huzur ve huşu ile dolduğunu hissederek
yüceldiğini görecekler.
(Namazın Sırları (36)
Namaz gözlerimizi dinlendirir, göz rahatlar.
Eklemleri, vücut organlarını dinlendirir, sağlığa
kavuşturur. Kalp çalışmasını düzenler. Namaz
kılanlarda elektromanyetik etkiler sonucu
hissettikleri huzursuzluklara rastlanmaz. Namaz
dünya telâşının hırçın etkilerinden kurtarır. Stres
olmaz, vesvese olmaz. Namaz kılanın ahlâkı
güzelleşir. Gurur, nefret, kin, riya, yalan
hastalıklarından kurtulur. Ve namaz insanı gerçek
kulluğa yükseltir.
Taklidi namazda bile böylesine derin hikmetler,
inanan insanı ilahi potada erite erite Rabbinin
huzuruna layık bir şekle hazırlar. (35–42)
Taklidi namaz bile gururu törpüledikçe, (Allaha)
teslimiyete (götürür). Karaktere işledikçe nefis
sönmeye, gönül (aynası) açılmaya başlar. Kul artık
daha huzurlu namaz kılmaya başlar. Şüphesiz namazın
yücelmesi, (insanı Allah’a yaklaştırması) merhale
merhale gerçek namaza yaklaşımdır.
Namaz
Allaha karşı tam kulluktur. Eğer namazı gurur
vesilesi yaparsak, nefsimize namaz görüntüsünde
tapmış oluruz. Namaz kılan her gün adım adım
tevazu’a ulaşacaktır.
(42–44)
Gerçek
namaza aday olan kimse, nefis dâhil varlığını bütünü
ile imanın ihlâs ve sıdk potasında eritir. Arınmış
olan nefis, beden, ruh ve gönülle birlikte ilahi
huzurda zevke ulaşır. Böyle bir kimse namazda her
ayeti ve zikri okurken onun sırrını adeta yaşar.
Gerçek namaza duran kimse “Allâh-u Ekber”
deyince artık derisini yüzseniz fark etmez.
Gerçek
namazda Sübhânekeyi okumak Allah cereyanının
düğmesini çevirmektir. Sübhânekeyi okuyunca
dev bir manyetik alana düşen demir tozuna döner.
Âlemlerin Rabbi olan Allaha hamd olsun dediğin
zaman, bunun sırrı gönüldeki bir merkezden tüm
benliğimize öylesine yayılır ki, o anda “Âlemlerin
Rabbi” kavramını tümüyle hissederiz. Toprağı
minicik canıyla delip çıkan çimenin Allaha niyazı
içimizde hissedilir.
Atom çekirdeğinin etrafında bir Mevlevi dervişi gibi
dönen elektronları bir mânâda seyreder. “O Rahman
ve Rahimdir” dediği zaman, evrendeki bin bir
renk ve ahenk gönül penceresinden seyredilir.
Teneffüs ettiği havada kendine zikirle yaklaşan
molekülleri ve vücudundaki hücrelerin ibadet zevkini
duyar. “Mâliki yevmiddin” derken Rabbine
karşı mahşerde vereceği hesabın idrakini taahhüt
eder. “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden
yardım dileriz” derken; ruh, gönül, beden ve
nefisle birlikte teslim olduğumuz ilahi kompütür
ekranında ince bir süzgeçten geçirilir. Burada ihlâs
sahibi isek Cenâb-ı Hak bize “Dile benden ne
dilersen” buyurur. Bundan sonraki sıratı
müstakim ayetini okurken perde perde sıratı
müstakimin derinliklerine iner. Bu caddede mekân
tutmuş “Asrı Saadet” ve İslam büyüklerinin
değişik hallerini seyreder. Mekândan mekâna geçer.
Ondan sonra okuyacağı zammı sûrede ise okuduğu
sureyi aynen yaşar. Mesela “Fil” sûresini
okumuşsa, Ebrehe’nin ordusunun nasıl perişan
olduğunu seyreder. Bunlar ilahi sevdaya yakalanmış
gerçek mü’minlerin motifleridir.
Bu ilahi azâmet karşısında mü’min rükû’a varır ve
Azametine sınır olmayan Rabbini tüm noksanlıklardan
tenzih ve tesbih eder. Hamdin yalnızca Allaha mahsus
olabileceğini söyleyip, Cennetin kapılarını açarak
Cennetleri seyreder. Secdeye vardığında sonsuz
güzellikler ve mükemmellikler karşısında Rabbini
tenzih eder. Oturuşta ise va’d edilen mi’râcı
beklemeye başlar. Salavâtı Şerifeleri okurken
kalbinde “Muhabbeti Muhammedi” belirir. Hz.
İbrahim’i anınca kulluk şuuruna kavuşur ki Hz.
İbrahim gibi ateşe atsanız yanmaz. Kul artık “Mi’rac
Namaza” hazırdır. Mi’rac ise bir Fahr-i Kâinat
saltanatıdır. Böyle bir kişiye Resulullahtan söz
açsanız gözü ve gönlü yaşlarla dolar ve titremeye
başlar. Ve her an Resulullahı seyredebilmek için tam
bir teslimiyet içindedir. Hatta ilâhi tecelliden
gönlüne mana okları saplandıkça acı yerine zevk
duyar. Mânâ âleminde de nefis, gönül ekranından tüm
arzu ve isteklerini çeker. Benlik kaygısından
sıyrılır ve ilahi tecelli başlar.
(Namazın Sırları 45–55) (Ayrıca; Fusûs ül Hikem
339-340)
16 Şubat 2008