YAYLA
SUYU
Hatırların değeri bence onu
yıllara taşımakla değerlendirilir. Zira her hatıra akıl da kalmaz.Ama
hatıra ne olursa olsun kendini yıllara taşınmasıyla bir başka değere sahip
olmuş olur.
Devlet baba biz köylü vatandaşına kışlık yakacak odun ihtiyacı doğrultusun
da,bize kasım eylül veya ekim ayların da bir müsaade verir. Bizde bu on
beş gün zarfında imkanlar dahilin de kışlık odun tedarik etmeye
çalışırız bu günlerde.Bunun için yaylamızla köyümüzün arası dokuz on
kilometre olduğu için,ekseri öküzlerle bu odun ihtiyacını getirmeye
çalıştığımız dan dolayı,mecburen bir hafta veya birkaç gün fazlasıyla
yaylaya yatıya gideriz. Bu zaman zarfında birinci kademe dağdan odunu
yaylaya getirir,orman muhafaza memurunun kontrolünden sonra da, köye
taşırdık bu odunları.Böylece kışlık odun ihtiyacımızı savmış olurduk.
Herkes bu odun zamanın da ailesine göre hareket ederdi.Benim anamın
gözlerinin sakat olması kardeşimin de küçük ve mallara bakmasından dolayı o
yıl komşularımızdan İsmail’le gittik yatıya. Komşu yayla evlerinden birine
öte berimizi götürüp yerleştik.
Beraberce dağlara oduna gidiyor,ilk fırsatta iki öküz arabası odunu
hazırlıyor,sonra da yaylaya devrediyorduk odunları.Sanıyorum günde üç
defaya kadar odun getirmemiz mümkün oluyordu.Zira zaman çok dar,kış mevsimi
çok uzun sürdüğünden,ve havalarında Aladağlar havası olduğun dan biraz
fazla odun getirme amacına katlanıyor,bu sebepten de iyi bir çalışma içinde
oluyorduk.
Akşamları yerleştiğimiz yayla evinde bolca istirahat ederdik.Fakat burada
hatırsı kalan bu küçük olay,beni bunu yazmama zorladı.Olay şöyle gelişti.
Beraberce akşama kadar odun getirdik dağdan.Akşam yemeği için en büyük en
değerli aşımız elbette meşhur Gerede’nin Tarhana çorbanı.Ve yanına közde
kızartılmış yağlı keş.
Çoğunlukta aşçı bendim. Ben hazırlar beraber yer,İsmail de bulaşıkları
yıkardı.O akşam çorbayı pişirdim,konu nasıl oldu hatırlamıyorum.Ama konu
şu,pişmiş çorbaya ekmek doğramaya başladık,İsmail’e dedim ki,
----İsmail bu çorbayı yiyip bitirene
kadar şu beş litrelik bidonda ki suyu yalnız başına içersen sana köye
varınca bir Üçüncü sigara paketi alacam. Var mısın?. İnanıyorum, İsmail daha
laf ağzımdan çıkar çıkmaz,
-----Ne demek olsun komşu elbette
varım.Sen sadece sigaradan haber ver dedi. Ve ardından başladı beş litrelik
dolu bidonun suyunu içmeye. Bu su yayla kökez suyudur, suyu içtikçe
insan açlık hisseder gerçekten açıkmış gibi olur, bir şeyler yedikçe de
su ister su içersin.İşte bu kökez suyu insana bir gram şişkinlik vermez.
Tahminen bir somun ekmeği leğene doğradık.Bir tencere Tarhana çorbasını da
içine doldurduk.Tabii kıyması filan yok ama, mis gibi sarımsağı var.
Beraberce çala kaşık başladık çorbayı yemeğe.İsmail hem yiyor hem de
iddia gereği suyunu içiyordu.İnanın çorbanın üçte ikisi bitmeden
İsmail’in beş litrelik su bidonun da ki su bitti. Ve iddiayı
arkadaşım kazanıyordu.
Ama kader öyle bir hala koydu ki bizi,kırk yıldır birbirimizi görmek
nasip olmadı.Ve ben hala borçlu kaldım Arkadaşım İsmail’e.
08.02.2009
GERİ