Samat Köyü

GEREDE

Anasayfa    Foto Galeri   Ziyaretci Defteri  Sohbet  Haber Arşivi  İletişim  

Giriş Sayfan Yap

Ana Menü

 Ana Sayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Coğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 


 

HATIRALAR        Ahmet TINMAZ / Fransa

     

                                           YAYLA SUYU

           Hatırların değeri bence onu yıllara taşımakla değerlendirilir.  Zira her hatıra akıl da kalmaz.Ama hatıra ne olursa olsun kendini yıllara  taşınmasıyla bir başka değere sahip olmuş olur.

           Devlet baba biz köylü vatandaşına kışlık  yakacak odun ihtiyacı doğrultusun da,bize kasım   eylül veya ekim ayların da bir müsaade verir. Bizde bu on beş gün zarfında imkanlar dahilin de  kışlık odun tedarik etmeye   çalışırız  bu günlerde.Bunun için yaylamızla köyümüzün arası dokuz on kilometre olduğu için,ekseri öküzlerle  bu odun ihtiyacını  getirmeye çalıştığımız dan dolayı,mecburen bir hafta veya birkaç gün fazlasıyla yaylaya yatıya gideriz. Bu zaman zarfında  birinci kademe dağdan odunu yaylaya getirir,orman muhafaza memurunun kontrolünden sonra da, köye taşırdık   bu odunları.Böylece kışlık odun ihtiyacımızı savmış olurduk.

          Herkes bu odun zamanın da ailesine göre hareket ederdi.Benim anamın gözlerinin sakat olması kardeşimin de küçük ve mallara  bakmasından dolayı o yıl komşularımızdan  İsmail’le  gittik yatıya. Komşu yayla evlerinden birine öte berimizi götürüp yerleştik.

          Beraberce  dağlara oduna gidiyor,ilk fırsatta iki öküz arabası  odunu  hazırlıyor,sonra da yaylaya  devrediyorduk odunları.Sanıyorum günde üç defaya kadar odun getirmemiz mümkün oluyordu.Zira zaman çok dar,kış mevsimi çok uzun sürdüğünden,ve havalarında Aladağlar havası olduğun dan  biraz fazla odun getirme amacına  katlanıyor,bu sebepten de iyi bir çalışma içinde oluyorduk.

         Akşamları  yerleştiğimiz yayla evinde bolca istirahat ederdik.Fakat burada hatırsı kalan bu küçük olay,beni bunu yazmama zorladı.Olay şöyle gelişti. Beraberce akşama kadar odun getirdik dağdan.Akşam yemeği için en büyük en değerli aşımız elbette meşhur Gerede’nin Tarhana  çorbanı.Ve yanına közde kızartılmış  yağlı keş.

         Çoğunlukta aşçı  bendim. Ben hazırlar beraber yer,İsmail de bulaşıkları yıkardı.O akşam çorbayı pişirdim,konu nasıl oldu hatırlamıyorum.Ama konu şu,pişmiş çorbaya ekmek doğramaya başladık,İsmail’e dedim ki,

----İsmail bu çorbayı yiyip  bitirene kadar şu beş litrelik bidonda ki suyu yalnız başına içersen sana köye varınca bir Üçüncü sigara paketi alacam. Var mısın?. İnanıyorum, İsmail daha laf ağzımdan çıkar çıkmaz,

-----Ne demek olsun komşu elbette varım.Sen sadece sigaradan haber ver dedi. Ve ardından başladı  beş litrelik dolu bidonun suyunu içmeye.  Bu su yayla kökez suyudur, suyu  içtikçe   insan açlık hisseder  gerçekten açıkmış gibi olur,  bir şeyler yedikçe de  su ister su  içersin.İşte bu  kökez suyu   insana bir gram şişkinlik vermez.

          Tahminen bir somun ekmeği leğene doğradık.Bir tencere Tarhana çorbasını da içine doldurduk.Tabii kıyması filan yok ama, mis gibi sarımsağı var. Beraberce çala kaşık başladık çorbayı yemeğe.İsmail  hem yiyor hem de iddia   gereği suyunu içiyordu.İnanın çorbanın üçte ikisi bitmeden İsmail’in   beş litrelik   su   bidonun da ki su bitti. Ve  iddiayı arkadaşım  kazanıyordu.   

          Ama    kader öyle bir hala koydu ki  bizi,kırk yıldır birbirimizi görmek nasip olmadı.Ve ben hala  borçlu kaldım  Arkadaşım  İsmail’e.         08.02.2009

GERİ