Samat Köyü

GEREDE

Anasayfa    Foto Galeri   Ziyaretci Defteri  Sohbet  Haber Arşivi  İletişim  

Giriş Sayfan Yap

Ana Menü

 Ana Sayfa
 Foto Galeri
 Tarih
 Coğrafi Durum
 Yaylacılık
 Örf ve Adetler
 Eğitim
 Edebiyat
 Ekonomi
 Ulaşım
 Spor
 Tesislerimiz
 Köy Yönetimi
 Telefon Rehberi
 Ziyaretçi Defteri
 Radyo ve Tv
 İlan ve Reklam
 Linkler
 Sohbet
 Videolar
 Haber Arşiv
 Site İletişim

 


 

                                           Yunus Baki KOÇAK                                   ybkocak@hotmail.com    

Osmanlı Devletinin Temelindeki İslami Ruh Yapısı

       Oğuz Türklerinin guruplar halinde Anadolu’ya gelip yerleştiği günlerde, Oğuzların Kayı Boyuna mensup Ertuğrul Bey’de; Karacadağ, sonra da Söğüt mıntıkasına yerleşir. Bir gün Söğüt mıntıkasında bulunan, mahiyetindeki yerleri teftiş ederken; bir köyde, ulemadan olan birinin evinde misafir olur. Hane sahibi misafirin her ihtiyacını tedarik edip, yatağını da hazırlayıp, misafiri istirahat etmesi için odasında bırakıp, kendisi de odasına çekilirken; Ertuğrul Beyin, raf üzerinde duran bir kitaba gözü ilişir. Hane sahibine o kitabın ne olduğunu sorar. Hane sahibi de: “Allah-ü Teâlâ Hazretlerinin, Peygamberimiz (AS) Efendimize inzal buyurduğu Kuran-ı Kerimdir. Bütün emir ve yasakları onda bildirmiş.” dedikten sonra, odasına giderek istirahata çekilmiş.

       Ertuğrul Gazi de, abdest alıp namaz kıldıktan sonra, Kuran’ın karşısına geçip: “Ya Rabbi bu senin, bize gönderdiğin kitap, ben ise okumasını bilmiyorum. Acaba Sen bunda bize neleri emredip, neleri yasaklıyorsun.” diye, sabaha kadar tefekkür etmekten gözüne uyku girmemiş ve sabaha kadar Kur’an’ın karşısında tefekkür ederek ayakta dikilmiş. Sabahleyin başını yastığa koyduğunda da, Âlemi Mânâda: “Sen Benim Kelâmıma bu kadar hürmet ve tâzim ettin, ben de senin evladına kıyamete dek dâim olacak ulu bir devlet verdim.” diye bir ses işitir.

       Bir başka rivayette de; ulemadan olan hane sahibi zat gelinceye kadar ayakta beklemiş. Hane sahibi sabahleyin geldiğinde, yatağın akşam serildiği gibi bozulmadan durduğunu görünce, Ertuğrul beye, niçin yatmadığını sormuş. O da düşündüklerini anlatmış. Hane sahibi de: “Allah sana ve evladına, kıyamete kadar devam edecek bir devlet versin.” diye, dua etmiş.

       Ertuğrul Gazi’deki bu ruh, cihana hâkim olacak Osmanlı Devletinin çekirdeğini oluşturmuştur.                

******************************

       Kostantiniyyeyi (İstanbul’u) Fetheden Ruh: Fatih Sultam Mehmet bir gün tebdil-i kıyafet edip, çarşıya çıkar. Muradı, halkın ruh yapısını, manevi gücünü görüp, halkı o yönde teftiş etmek.

       Fatih, çarşıda bir bakkala girer ve bir kilo yağ ister. Bakkal yağı verir, Fatih; bir kilo da bal isteyince, bakkal “Ben sabah siftahını yaptım, yan taraftaki komşum yapmadı, balı da ondan al.” der.

       Fatih oradan çıkıp, yan taraftaki bakkaldan da bir kilo bal alıp, bir kilo da tuz isteyince, bakkal “Ben sabah siftahını yaptım, karşıdaki komşum yapmadı, tuzu da ondan al.” der.

       Fatih, esnaftaki bu birlik beraberlik ve kardeşlik; kendinden evvel kardeşini düşünme halini görünce “Bu millette böyle bir ruh olduğu müddetçe, bu millet Kostantiniyyeyi fetheder” der ve Kostantiniyyeyi fethetmeye karar verir.

       Peygamberimiz (AS): “Kostantiniyye mutlaka fethedilecektir, onu fetheden ordu ne güzel ordu ve onu fetheden kumandan ne güzel kumandan.” der. Fatih bu mübarek orduyla bu mübarek müjdeye nail olmuştur.    

       Fetihten Sonra İstanbul’da Adalet: Fatih İstanbul’u fethedip, Ayasofya’yı ibadete açtıktan sonra mahzende bir ses duyar. Adamlarını gönderip, mahzene bakmalarını ister. Adamlar, gidip mahzene baktıklarında; saçı sakalı birbirine karışmış, aç, susuz, sefil ve perişan bir vaziyette ölmek üzere olan iki papaz görürler.

       Papazlara “Ne arıyorsunuz burada? Çıkın.” deyince, Papazlar “Bizi buraya kimse koymadı. Biz hapsedilmedik. Biz, fesat içinde olan bir ülkede yaşamaktansa, burada ibadet ederek şeref içinde ölmeyi tercih ettik, biz çıkmayız.” derler.

       Fatih’in adamları: “O fesat içinde dediğiniz ülke bitti artık. Şimdi Fatih geldi, onun ülkesi var. Siz kimsiniz?” derler.

       Papazlar: “Biz Kostantin’in en değerli din adamları, manevi liderleriyiz.” derler. Fatih’in adamları o iki Papazı oradan çıkarıp, Fatih’in huzuruna getirirler.

       Fatih onlara sorar: “Niçin siz kendinizi hapsettiniz?”

       Papazlar derler ki: Biz Kostantin’e müracaat ettik, dedik ki “Senin ülkende rüşvetsiz iş yürümüyor. Senin ülkende hırsızlık, adaletsizlik almış yürümüş, hak hukuk tanınmıyor. Zina, fuhuş almış yürümüş. Böyle bir ülke yıkılıp, yok olmaya mahkûmdur. Ülkende adaleti tesis et, yoksa yıkılıp gideceksin. Tarih sahnesinden silineceksin.” dedik, Kostantin bizi kovdu, “hadi be” dedi. “Neymiş o adaletsizlik? Benim ülkemde fevkalade adalet var, hak var hukuk var. Adaletli hâkimlerim ve savcılarım var.” dedi. “Bizde; böyle adaletsiz bir ülkede yaşamaktansa, bu mahzende ibadet ederek ölmeyi tercih ettik.” derler.

       Fatih, bu Papazlardan bu sözleri işittikten sonra “Doğru söylüyorsunuz. Dinsiz bir ülke yaşar fakat adaletsiz bir ülke yaşayamaz.” der.

       Fatih Papazlara “Şimdi Kostantin gitti, ben geldim. Allah Resulünün müjdelediği kumandan ve askerler. Şimdi ben sizden rica ediyorum. Benim ülkemi ve benim hâkimlerimi gezip görün. Benim ülkemde adalet var mı, yaşar mı yaşamaz mı? Bana rapor verin.” der.

       Papazlar oradan ayrılıp, gezmeye ve araştırmaya başlarlar. İki sene sonra Bursa’da bir mahkeme olur. Öğrenirler ve hemen Bursa’ya giderler. Mahkeme saati gelir, davacı ve davalı da gelir, hâkim yok. Hakim yarım saat sonra gelir ve mahkemeyi açar. Davacıya dava sebebini sorar. Davacı: “Ben bu kardeşimden bir at satın aldım. Müslüman alış verişimde doğru olur. Bu adam atın kusurunu söylemedi, at soluğanmış. Ben atı geri iade etmek istedim, adam kabul etmedi. Onun için mahkemeye müracaat edip, mahkeme yoluyla atı geri iade etmek istedim. Ben, vaktinde geldim, at zaten soluğandı az evvel öldü. Sen zamanında mahkemeye gelmiş olsaydın, atın soluğan olduğunu at ölmeden görecektin ve ona göre karar verecektin. Şimdi at öldü ve delil ortadan kalktı, buna da sizin mahkemeye yarım saat geç gelmeniz oldu. Zamanında gelmiş olsa idiniz; atı görüp, paramı alıp, atı evvelki sahibine geri iâde edecektiniz. Şimdi hüküm sizin, kararı siz verin.” derler.

       Papazlar “Aman Allah’ım!” derler, şaşırıp birbirlerine bakarlar.

       Hâkim karar verir: “Ben mahkemeye yarım saat geç geldiğimden dolayı, atı göremeyip ve sağlıklı hüküm veremeyeceğimden dolayı, atın parasının kendi cebimden ve benim tarafımdan ödenmesine karar verildi.” der ve hâkim atın parasını kendi cebinden öder. Papazlar parmaklarını ısırırlar ve şaşkınlık içinde oradan çıkıp, başka bir mahkeme araştırırlar.

       Derler ki, filan zaman İznik’te bir mahkeme var. Günü gelir, Papazlar İznik’e varıp mahkeme saatini beklemeye başlarlar. Davacı gelir, davalılar gelir ve hâkim mahkemeyi açıp, davacıyı dinlemeye başlar. Davacı: “Efendim ben bu adamdan bir tarla satın aldım. Tarlayı sürerken, sapan bir şeye takıldı birde baktım ki bir küp altın. Hemen küpü kucaklayıp, doğruca tarlayı bana satan bu kardeşimin yanına geldim. Dedim ki “Kardeşim al bu altınlar senin, ben tarlayı sürerken çıktı. Ben tarlanın üstünü satın aldım ama altını ve altınları da senden satın almadım” deyince, bu kardeşim de bana dedi ki: “Ben sana tarlayı sattım, altınları da oraya ben koymadım. Sen, altınları benim değil diye almak için, Allahtan korkuyorsun da, ben korkmaz mıyım? Bende almam” dedi ve mecburen mahkemeye müracaat ettik.” der.

       Hâkim davacıya sorar “Senin çoluk çocuk neyin var?” Davacı: “18 yaşında bir oğlum var.” davalıya sorar “Senin neyin var?” Davalı: “16 yaşında bir kızım var.” Hâkim hükmü verir: “Bu çıkan altınlardan beşte bir devlet hakkı alındıktan sonra, davacının oğlu ile davalının kızını evlendirip, geri kalan altınları bu gençlerin düğünlerinde çeyiz olarak kullanmalarına hüküm verildi.” der.

       Mahkemeyi dinleyen papazlar şaşkınlık içinde İstanbul’a dönerler. İstanbul’da da yedi sene sonra bir mahkeme olur. Mahkeme şu:

       Fatih Sultan Mehmet Saray Burnunda bir saray yaptırmak ister. Kendisine, Hıristiyan bir mimar tavsiye ederler. Mimar gelir, Fatih mimara: “Ben şurada şöyle şöyle bir saray istiyorum. Önünde yedi tane sütun ve her sütunun boyu da yedi arşın olacak” der. Fatih Osmanlıların yedinci Padişahı, bunu simgelemek ister.

       Mimar, sarayı yapar, teslim edip parasını alacak. Fatih’e haber verirler. Fatih gelip, sarayı görüp içini dışını gezer, bakar çok beğenir. Sarayın önüne geldiğinde “Şu sütunları bir ölçün bakalım” der. Sütunları ölçerler, bakarlar ki altı arşın. Fatih: “Niçin yedi değil de altı arşın yaptın?” deyince, mimar: “Efendim işte öyle mimari estetiğe daha uygundur” filan demeye kalmadan, Fatih: “Kesin bunun elini” der ve mimarın elini kestirir. Mimar para ve teşekkür beklerken, eli de elden gider. Mimar günlerce ağlayıp İstanbul sokaklarında dolaşırken, bir gün Müslüman bir mahallede Müslüman bir askere rastlar. Asker “Geçmiş olsum, hayrola, ne oldu, niçin ağlıyorsun?” deyince mimar olayı aktarır. Asker “Şikâyet et, mahkemeye ver” der. Mimar “Kimi mahkemeye vereyim? Kolumu kesen Padişah, ondan daha büyük kim var?” der. Asker: “Ondan daha yüksek Allah var, Allah’ın Kuran-ı ve kanunları var ve bu ülkede o kanunları tatbik eden Hızır Reis var. Git ona şikâyet et” der. Mimar gider, Hızır Reise dava açar. Hızır Reis, Fatih’e de bir celp çıkarıp “Filan gün mahkemeniz var” der. Gün gelip davacı ve davalılar mahkemeye gelirler. Tabii Papazlarda orada hazır.. Hızır Reis mahkemeyi açar, dava eden adamı çağırır ve karşısında beklemesini söyler. Arkadan fatih’i çağırır, Fatih girer girmez oturacak yer arar. Hızır Reis bağırır: “Geç hasmının yanında ayakta dikil, hasmınla mahkeme olacaksın.” der. Fatih ayakta dikilir. Hızır Reis, mimara sorar: “Sen kimsin bakalım?” Mimar:”Ben Agop oğlu İlyadis, filan mahallede mimar” falan künyesini sayar. Sıra davalı olan Fatih’e gelir, Fatih: “Gazi Osman beyin oğlu, Orhan Beyin Oğlu” diye saymaya başlayınca, Hızır Reis bağırır: “Kes! Burası hasep, nesep yeri değildir, burası hesap ve adalet yeridir. Murat Oğlu Mehmet de kâfi” der. Davacı davayı anlattıktan sonra Hızır Reis, Fatih’e sorar: “Sen bu adamın elini kestin mi?” Fatih: “Kestim” der. Hızır Reis: “Peki sen bunun elini kesmek için bizim mahkememizden, elinin kesilmesine dair yetkin var mı?” Fatih: “Yok” der. Hızır Reis: “Peki sen bizim mahkememizden berat almadan, hangi hakla, hangi kanunla, hangi adaletle bunun elini kestin?” deyince, Fatih: “Öfkelendim de kestim” der. Hızır Reis hükmü verir: “Davacı hakkını helal etmediği müddetçe veya günde on altın diyetini alıp, hakkından vaz geçmediği müddetçe Murat oğlu Mehmet’in de elinin kesilmesine karar verildi” der. Neticede Mimar on altın diyetle razı olup, Fatihin elini kestirmekten vaz geçer. Bediüzzaman: “Padişah kısastan kurtulduğu için, on altını 20 altına çıkarır” der. (İşaratül İcaz 259;  Anadolu Mucizesi 84-85 H. Nurbaki)

       Papazlar bu mahkemeyi de dinledikten sonra şaşkınlık içinde: “Aman Allah’ım, bu ne büyük adalet!.. Bu millet böyle adaletle yaşamaya devam ettiği müddetçe, bu halk haksızlıklar karşısında haksız davranmaktan dolayı Allah korkusundan titremeye devam edip, herkes hakkına razı olduğu müddetçe ebediyen yıkılmayacak. Ve Allah da bu milleti ebediyen düşmana boyun eğdirmeyecektir.” derler.

       Evet, işte Osmanlıyı 600 sene ayakta tutan ruh bu ruhtur. Bu ruh yapısı galebe çaldığı dönemlerde o milletler aziz olmuş, bu ruh yapısı zaafa uğradığı dönemlerde ise hüsrana uğramışlardır…               

                                                                                                                   21 Haziran 2009

 

 ybkocak@hotmail.com 

                                                                                            

  DİĞER YAZILARI

İslam-i Ruh Yapısı -2

İslam-i Ruh Yapısı -1

 İncil, Tevrat, Zebur (Kutsal Kitap)ta Çelişki Var mı?

İncil Tevrat Zebur (Kutsal Kitap) tan Ayetler

Tevrat Zebur Ve İncil’den Ayetler

İlmin ve Alimin Değeri

İslam Aleminin Geleceği

Niçin Müslüman Oldular?

Ramazan Ayının Fazileti

İslam, Kuran Hz.Muhammad Hakkında Ne Dediler

Bilim Adamlarının Allahın Varlığı hakkındaki Sözleri

Arıların Hatıra Defterinden -3

Arıların Hatıra Defterinden -2

Arıların Hatıra Defterinden -1

Gerçek Namaz

Taklidi Namaz-Gerçek Namaz

Namaz Alışkanlığı Kazanmak

Kurban

Mareşal Tito'nun İtirafı

Darwin

Oruç

GERİ